Ceren Baykal: Kadını Gücüyle Görünür Kılmak İstiyorum
Ceren Baykal, kadın figürlerini merkeze alan üretimlerini, “7 Kıta 7 Kadın” serisini, kostüm ve styling geçmişinin sanatına etkisini ve sosyal medyanın sanatçı kimliğindeki yerini MedyaPress’e anlattı.
Ben Ceren Baykal. Kariyer yolculuğuma, idari hâkim olma hedefiyle başladığım Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi eğitimiyle adım attım. Ancak zamanla kendimi daha özgür ifade edebileceğim yaratıcı alanlara yönelme ihtiyacı hissettim ve bu nedenle eğitimime Sinema ve Televizyon bölümünde devam ettim.
Üniversite yıllarında All Magazine ve L’Officiel dergilerinde staj yaparak medya ve moda dünyasıyla tanıştım. Sonrasında asistanlık süreçlerim ve kurumsal kariyerim de doğal bir şekilde moda sektörüne evrildi. Koton, Nike ve Boyner gibi markalarda çalıştım; reklam projelerinde, müzik kliplerinde ve moda çekimlerinde stil danışmanlığı yaptım.
Sanatla özellikle resimle ilişkim çocukluk yıllarından başladı. Zamanla yalnızca bir ilgi alanı olmaktan çıkıp kendimi ifade ettiğim temel bir dile dönüştü. Bugün üretimlerimde kadın, kimlik, güç ve dönüşüm gibi kavramları ele alıyorum.
Eğitimim bana yalnızca estetik bir bakış açısı değil, aynı zamanda karakter oluşturma becerisi kazandırdı. Tablolarıma başlamadan önce bir sahne kurar gibi düşünüyor ve yaratacağım anın hikâyesini yazmaya başlıyorum.

Uzun yıllardır kostüm ve styling alanında çalışıyorum. Yani bir taraftan setlerde insan bedenini şekillendirirken, diğer taraftan tuvalimde bir karakter yaratmaya çalışıyorum. Bu yüzden “canvas & human form” ifadesi iki farklı disiplini değil, aynı dilin iki farklı yüzeyini anlatıyor.
Kadına dair eserlerimin çıkış noktası aktivist, boyun eğmeyi sevmeyen ve bağımsız bir kadın olmam. Her eserimde kendime ait parçalar var. Kadınları tarih boyunca görünmez kılmaya çalışan bu sisteme, güçlü ve görünür kadınlarımla cevap vermek istiyorum.

Bu kavramlar resimlerimin ve bireysel hayatımın temelini oluşturur. Amacım kadına dair mağduriyet üretmek değil, güçlerini ve varlıklarını görünür kılmaktır. Ben eserlerimde karanlıkla yüzleşmiş ve kendi hikâyesinin öznesi kadınlar yaratıyorum.
Kadın figürleri üretirken yalnızca karakterin yüzüne ya da duruşuna değil, kostümüne de en az onun kadar önem veriyorum. Her karakterin kostümünü detaylı bir araştırma ve yaratım sürecinin ardından oluşturuyorum.
“7 Kıta 7 Kadın” serisinin çıkış noktası da bu yaklaşım oldu. Satranç benim için hayatın güçlü bir metaforu; stratejiyi, mücadeleyi, insanın karşısına çıkan seçimleri temsil ediyor. Bu nedenle serideki kadın karakterleri satranç teması etrafında kurgulayarak, her birini temsil ettiği kıtanın kültürel değerleriyle bir araya getirmeyi amaçladım.
Bu proje, farklı coğrafyalarda yaşayan kadınların birbirinden ne kadar farklı görünseler de aslında benzer güçlere, mücadelelere ve hikâyelere sahip oldukları gözleminden doğdu.

Bugün ise bu seriyi yalnızca tuval üzerinde bırakmak istemiyorum. Karakterlerin dünyasını ve taşıdıkları kültürel hikâyeleri giyilebilir tasarımlara dönüştürerek, sanatın izleyiciyle daha farklı ve daha yakın bir ilişki kurabileceği bir koleksiyon üzerinde çalışıyorum.
Tamamen toplumsal olayları, güncel meseleleri ve insan psikolojisini mitolojik figürlerle ilişkilendiriyor; bunları kendi bakış açımla yeniden yorumluyorum.
Tabii ki. İkisini de yaratan benim. Birbirinden bağımsız işler yapmak istesem de yapamam.

“Ötekiler” adlı sergimden sonra kendime daha fazla güvenmeye ve sanatçı kimliğimi daha net sahiplenmeye başladım. Sergi bittikten sonra, evet artık resim hayatımın önemli bir parçası dedim. Benim için gerçekten dönüm noktasıydı.

Birbirlerinden ayırmak zor. Estetik kaygısı çok yüksek olan bir insanım. Lakin önceliğim izleyicide bir iz ve kimliğimi bırakmak. Bu yüzden hikâyeye daha çok odaklanıyorum.
Hâlâ aşılması gereken yapısal eşitsizlikler var. Hakkımızı ve görünürlüğümüzü almak için can sıkıcı aşamalardan geçmek zorunda kalıyoruz. Ama üreten, dayanışma kuran çok güçlü kadın sanatçılar görüyorum ve bize dair umudum sonsuz.

Bugüne kadar ürettiğim tüm eserler alıcılarıyla buluştu ve bu eserlerin tamamı alanında bilinen, saygın isimlerin koleksiyonlarına girdi. Bunu herhangi bir galeri, temsilci ya da aracı desteği olmadan, tamamen kendi oluşturduğum marka kimliği ve sosyal medya görünürlüğüm sayesinde gerçekleştirdim.
Sosyal medyayı yalnızca eserlerimi sergilediğim bir vitrin olarak görmüyorum; benim için aynı zamanda doğrudan iletişim kurabildiğim, hikâyemi anlatabildiğim ve sanatımı görünür kılabildiğim önemli bir alan. Günümüzde bir sanatçının ürettiği iş kadar, kimliği de büyük önem taşıyor.

Yalnızca eserlerimi paylaşmak yerine hayatımı, yaratım sürecimi ve sanat anlayışımı da görünür kılmaya özen gösteriyorum. Bugün sosyal medya sayesinde ulaşmak istediğim kişilere doğrudan ulaşabilen bir görünürlüğe sahibim ve bu görünürlük sanat yolculuğumun en büyük destekçilerinden biri.
Benim için öncelikle duygu ve hikâyeyle başlayan bir serüven bu.
Ben farklı alanları da denemeyi seven biriyim. Mesela epoksiyle, rölyefle, dokularla ve şekillerle de iş yapmak istediğim zamanlar oluyor. Tek bir alana ve karaktere sadık kalmak en zorlayıcı kısımlardan biri benim için. İkinci olarak da sürekli görünür olma zorunluluğu diyebilirim. Karakterim sürekli görünür olmayı reddediyor maalesef ama mecburum.

Görev insanıyım aslına bakarsanız; direnç geliştirmeme gerek kalmadı. Alanıma sadık kalmam gerekiyorsa, istemesem de kalırım. Ya da görünür olmak istemediğim her an kendimi insanların gözünün içine sokmaktan çekinmem.
Rahatsız hissetmesini ve tablomun hikâyesini merak etmesini isterim.
Yakın dönemde, “7 Kıta 7 Kadın” serimi giyilebilir bir koleksiyona çevirmek üzerine çalışıyorum. Bunun yanında kadın ve mitoloji ekseninde geliştirdiğim yeni eserlerim ve uluslararası platformlarda daha görünür olmak için kurduğum iletişimler var.

