Oyunculuktan Senaristliğe: Şeyda Terzioğlu ile Söyleşi
Tiyatro sahnesinden sinema ve dizi setlerine, seslendirme stüdyolarından senaryo masasına uzanan çok yönlü bir sanat yolculuğu… Şeyda Terzioğlu, oyunculuğu yalnızca bir meslek değil; insanı, duyguları ve hayatı anlama biçimi olarak görüyor.
MedyaPress’e konuşan Terzioğlu ile farklı mecraların oyunculuğuna kattıklarını, senaristlik ve seslendirme çalışmalarını, hazırladığı oyunculuk atölyesinin insanın kendini keşfetmesindeki rolünü ve yeni projelerini konuştuk.
Aslında bu alanların hiçbiri birbirinden tamamen farklı değil. Çünkü hepsinin temelinde oyunculuk bulunuyor. Bu nedenle her biri beni farklı yönlerden besliyor. Her projede yeni deneyimler kazanıyor, farklı insanlarla çalışma fırsatı buluyor ve oyuncu olarak kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Oynayabildiğim sürece kendimi iyi hissediyorum.
Kendimi en çok evimde hissettiğim yer ise hiç kuşkusuz tiyatro sahnesi. Konservatuvar çıkışlı bir oyuncu olarak sahne, benim için her zaman kendimi en ait, rahat ve doğal hissettiğim yer oldu.
Aslında bu üç alanın ortak noktası gözlemlemekten, anlamaktan ve farkında olmaktan geçiyor. Oyunculukta önce kendini tanımak, ardından canlandırdığın karakterin dünyasını, kullandığı dili ve duygularını gerçekten hissedebilmek gerekiyor.
Senaryo yazarken de bir oyuncu gibi düşündüğüm için karakterleri daha yakından tanıyor ve onların yolculuğunu daha sağlam kurabiliyorum. Seslendirmede ise metni ve markanın ruhunu doğru anlamak, verilmek istenen duyguyu sese doğal ve samimi bir biçimde yansıtmayı sağlıyor.
Bu nedenle oyunculuk, senaristlik ve seslendirme benim için birbirini sürekli besleyen üç disiplin.
Bu atölye yalnızca sahne için değil, hayatın kendisi için de bir alan açıyor. Oyunculuk, insanı tanıma sanatıdır. Bunun yolu da öncelikle kişinin kendisini tanımasından geçiyor. Bu nedenle nefes, beden, farkındalık ve doğaçlama çalışmalarını yalnızca teknik bir eğitim olarak değil, kişinin kendisiyle kurduğu bağı güçlendiren araçlar olarak görüyorum.

Katılımcılar bu süreçte duygularını daha iyi tanımayı, kendilerini daha rahat ifade etmeyi, empati kurmayı ve olaylara farklı açılardan bakabilmeyi deneyimliyor. Monolog ve karakter çalışmaları da kişinin başka bir insanı anlamaya çalışırken kendi iç dünyasına ayna tutmasını sağlıyor.
Bu nedenle atölyenin yalnızca sahnede değil, günlük yaşamda da güçlü bir karşılığı olduğuna inanıyorum.
Kesinlikle herkese açık bir keşif alanı. Bu atölyeye katılmak için oyuncu olmanız veya oyuncu olmayı hedeflemeniz gerekmiyor. Benim amacım yalnızca doğru oyunculuk tekniklerini öğretmek değil, kişinin kendisini keşfedebilmesi için ona bir alan açmak.
Oyunculuk burada bir araç. Bu yolculuk önce insanın kendisini tanımasıyla başlıyor, ardından bir karakteri anlamaya ve onu yaratmaya uzanıyor. Kimi katılımcı ilk kez sahne deneyimi yaşıyor, kimi ise daha önce fark etmediği yönlerini keşfediyor.
Bu nedenle atölye, kendisine ve hayata farklı bir pencereden bakmak isteyen herkese açık.
Evet, önümüzdeki dönem için heyecanlıyım. Çünkü ben de tam olarak ne olacağını bilmiyorum. Bir bilinmezlik söz konusu. Aslında yaptığımız işin doğasında da bu var. Bazen o bilinmezliğin içerisinde yönünüzü buluyor, doğru hikâye ve doğru projeyle buluşuyorsunuz.
Şu anda beni heyecanlandıran ve görüşmelerini sürdürdüğüm bir proje var. Bunun yanında üzerinde düşündüğüm bir tiyatro metni okuyorum ve yazmaya devam ettiğim bir senaryo bulunuyor. Hangisinin önce hayat bulacağını ben de bilmiyorum. Ancak bu sürecin en heyecan verici yanı da biraz bu.
Umarım hem üretirken beni besleyen hem de izleyiciye dokunan işlerde buluşuruz.

