Çaça Balığı İçin Tehlike Çanları Çalıyor
Karadeniz’in derinliklerinde, gözlerden uzak ama ekosistem açısından son derece önemli sessiz bir mücadele yaşanıyor. Bu mücadele ne büyük balıkların ne de devasa teknelerin hikâyesi. Bu hikâyenin başrolünde, ilk bakışta küçük ve önemsiz gibi görünen bir balık var: Çaça.
Çaça balığı, Karadeniz ekosisteminin görünmeyen ama hayati öneme sahip türlerinden biri. Kalkanın, mezgitin, lüferin, palamutun ve hatta yunusların yaşam zincirinde kritik bir halka oluşturuyor. Ancak son yıllarda giderek artan av baskısı, bu küçük balığın geleceği hakkında ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Bilimsel yazılarını yakından takip ettiğim Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Ceylan’ın değerlendirmeleri de meselenin yalnızca bir balıkçılık konusu olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Çünkü çaça, Karadeniz’de enerji transferinin en önemli unsurlarından biri. Planktonlarla besleniyor, ardından kendisi daha büyük canlılara besin oluyor. Yani denizdeki yaşam döngüsünün görünmeyen kahramanlarından biri olarak ekolojik dengenin merkezinde yer alıyor.
Geçmişte benzer bir hikâyeyi mezgit ve mersin balığında yaşamıştık. Bir sonraki yazımda ayrıca mersin balığından da bahsedeceğim. Bir dönem ekonomik değeri düşük görülen mezgit, yoğun avcılık baskısıyla karşı karşıya kaldı ve stoklarında ciddi gerilemeler yaşandı. Bugün aynı senaryonun çaça balığı için yazılmaya başlandığını görmek, Karadeniz’in geleceği açısından endişe verici.
Özellikle Karadeniz’de faaliyet gösteren orta su trol filosunun, hamsi sezonunun ardından yoğun şekilde çaçaya yönelmesi dikkat çekiyor. Üstelik yapılan avcılığın büyük bölümü doğrudan insan tüketimi için değil, balık unu ve balık yağı üretimi amacıyla gerçekleştiriliyor. Karadeniz’in ekolojik dengesi açısından son derece önemli olan bir türün endüstriyel hammaddeye dönüşmesi, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir durumdur.
Sorunun en dikkat çekici yönlerinden biri de avcılık süresinin uzunluğu. Pek çok balık türü üreme dönemlerinde koruma altına alınırken, çaça balığı için tanınan istisnalar nedeniyle avcılık mayıs ayının ortalarına kadar devam edebiliyor. Oysa bu dönem, balığın en yüksek kondisyon değerine ulaştığı, yağ oranının arttığı ve ekolojik açıdan da en hassas olduğu zamanlardan biri.
Denizde hiçbir canlı tek başına yaşamıyor. Çaça stoklarında yaşanacak ciddi bir gerileme, yalnızca bir türün azalması anlamına gelmez. Bu durum, Karadeniz’deki besin zincirinin tamamını etkileyebilir. Besin bulmakta zorlanan yunuslar farklı kaynaklara yönelmek zorunda kalabilir. Nitekim son yıllarda küçük ölçekli balıkçıların ağlarında yaşanan yunus zararlarının artması, bu değişimin ilk işaretlerinden biri olarak görülüyor.
Bu nedenle mesele sadece kaç ton balık avlandığı değildir. Asıl soru, Karadeniz’in geleceğinden ne kadarını tükettiğimizdir.
Bilim insanlarının uzun süredir dile getirdiği gerçek şudur: Stokların çökmesini bekleyerek sağlıklı bir yönetim yapılamaz. Risk işaretleri ortaya çıktığında önlem almak gerekir. Bilimsel kotalar, av sezonlarının yeniden değerlendirilmesi ve ekosistem temelli balıkçılık yönetimi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Karadeniz birkaç fabrikanın hammadde deposu değildir. Bu deniz; balıkçının ekmeği, kıyı kentlerinin kültürü ve milyonlarca insanın ortak mirasıdır.
Bugün çaçayı korumak; yarının hamsisini, mezgitini, yunusunu ve balıkçısını korumaktır. Çünkü kaybedilecek olan yalnızca küçük bir balık değil, Karadeniz’in kendisidir.
Gerekenin bir an önce yapılmasını sağlayarak yarınlarımıza daha verimli, daha dengeli ve daha yaşanabilir bir Karadeniz bırakmalıyız.
Selametle…
