Güney Kafkasya’nın Kaybedeni Tiflis mi Olacak?
Güney Kafkasya son yıllarda önemli jeopolitik dönüşümlere sahne olurken bölgesel tartışmaların merkezinde çoğunlukla Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya yer almaktadır. Karabağ’da değişen dengeler, Ermenistan’ın güvenlik arayışları ve Azerbaycan’ın yükselen bölgesel konumu uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmektedir. Ancak bu gelişmelerin gölgesinde kalan ve sessiz ama çok daha derin bir yapısal krizle sarsılan bir başka ülke bulunmaktadır: Gürcistan.
Bir dönem Batı ile bütünleşmenin ve post-Sovyet coğrafyasındaki demokratik dönüşümün en başarılı örneklerinden biri olarak gösterilen Gürcistan, bugün şiddetli siyasi kutuplaşma, eksen kayması tartışmaları ve çok boyutlu dış politika belirsizlikleriyle karşı karşıyadır. Özellikle son birkaç yılda yaşanan gelişmeler, ülkenin uzun süredir ulusal bir konsensüs olarak sürdürdüğü Avrupa ve Atlantik eksenli yöneliminin sert bir biçimde sorgulanmasına neden olmuştur. Bir zamanlar Güney Kafkasya’nın Batı’ya açılan kapısı ve istikrar adası olarak görülen Tiflis, bugün hem içeride kronikleşen toplumsal patlamalarla hem de dışarıda Batı’dan kopuşun getirdiği izolasyonla mücadele etmektedir.
Batı ile Entegrasyondan Stratejik Sapmaya
2003 yılında gerçekleşen Gül Devrimi sonrasında Gürcistan, Avrupa Birliği ve NATO üyeliğini dış politikasının merkezine yerleştirmiştir. Özellikle Rusya ile yaşanan 2008 Savaşı sonrasında bu yönelim daha da güçlenmiş, Moskova’nın bölgesel baskısına karşı Batılı kurumlarla yakınlaşmak hayati bir ulusal güvenlik tercihi olarak görülmüştür.
Ancak son yıllarda ortaya çıkan tablo, bu sürecin sadece yavaşlamadığını, radikal bir biçimde rotasından saptığını göstermektedir. İktidardaki Gürcü Rüyası (Georgian Dream) partisinin Batı’nın ve toplumun devasa protestolarına rağmen Rusya’daki sansür yasasından ilham alan “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” (Yabancı Ajan) Yasası’nı yürürlüğe koyması, Tiflis-Brüksel hattında iplerin kopmasına neden olmuştur. Sivil toplumu ve bağımsız medyayı baskılamayı amaçlayan bu hamle, Avrupa Birliği’nin Gürcistan’ın adaylık sürecini resmen dondurmasıyla sonuçlanmıştır.
Burada dikkat çekici olan nokta, Gürcistan’ın artık sadece “belirsiz” bir denge politikası izlemediği, kurumsal bazda Batı ekseninden uzaklaştığı gerçeğidir. Washington ve Brüksel’in antidemokratik uygulamalar nedeniyle Gürcü elitlerine ve güvenlik bürokrasisine yönelik vize kısıtlamaları ile finansal yaptırımları devreye sokması, Tiflis’i Soğuk Savaş sonrası dönemde hiç olmadığı kadar jeopolitik bir yalnızlığa itmiştir.
Rusya Faktörü ve Denge Arayışının Sınırları
Gürcistan’ın karşı karşıya olduğu en önemli dış politika sorunu, topraklarının yüzde 20’sini de facto işgal altında tutan Rusya ile ilişkileridir. Abhazya ve Güney Osetya’nın statüsü, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesini zorlaştıran temel mesele olmaya devam etmektedir. Moskova’nın bu bölgelerdeki askeri varlığı, Tiflis açısından sürekli bir güvenlik tehdididir.
Buna rağmen son yıllarda Gürcü yönetiminin Rusya ile doğrudan çatışmadan kaçınan, hatta Ukrayna Savaşı sonrasında Batı’nın Moskova’ya yönelik yaptırımlarına katılmayı reddeden pragmatik bir politika izlediği görülmektedir. Hükümet bu yaklaşımı ülkeyi ikinci bir savaş cephesi olmaktan koruma teziyle savunurken, muhalif kesimler ve Batılı aktörler durumu Moskova’ya verilmiş gizli bir taviz ve teslimiyet olarak okumaktadır.
Nitekim, şaibeli ve usulsüzlük iddialarının gölgesinde geçen Ekim 2024 parlamento seçimleri ve bu seçimin ardından –içinde bulunduğumuz 2026 yılına kadar sarkan- kronikleşmiş sokak protestoları, Rusya faktörünün iç siyaseti ne ölçüde felç ettiğini kanıtlamaktadır. Gürcistan’da sokaklar polisin sert müdahalelerine rağmen durulmazken, Tiflis’in kurmaya çalıştığı denge, Moskova’nın nüfuz alanını genişlettiği tek taraflı bir bağımlılık ilişkisine dönüşme riski taşımaktadır.
Bölgesel Dönüşümün Dışında Kalma Riski ve Jeoekonomik Kumar
Gürcistan açısından en somut risk, Güney Kafkasya’da şekillenen yeni bölgesel bağlantısallık düzeninin dışında kalma ihtimalidir. Son yıllarda Azerbaycan’ın yükselen bölgesel etkisi, Türkiye ile derinleşen stratejik ortaklık ve Ermenistan’ın Haziran 2026 seçimleriyle tescillenen Batı yanlısı yeni diplomatik açılımları dikkat çekerken; Gürcistan iç siyasi krizi nedeniyle bölgesel kararların öznesi olmaktan çıkıp nesnesi haline gelmektedir.
Oysa uzun yıllar boyunca Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC), Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) ve Bakü-Tiflis-Kars (BTK) gibi projelerle Güney Kafkasya’nın yegane ulaştırma ve enerji merkezi Gürcistan olmuştur. Ancak günümüzde Karabağ sonrası Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesiyle birlikte Zengezur Koridoru gibi alternatif güzergâhların daha yüksek sesle tartışılması, Gürcistan’ın sahip olduğu bu tekel konumundaki transit avantajını doğrudan tehdit etmektedir. Küresel sermaye ve güvenli hat arayan aktörler, iç istikrarsızlık yaşayan bir Tiflis yerine yeni alternatifleri masaya koymaktadır.
Stratejik boşluğu ve Batı’dan kesilen finansal fonları ikame etmek isteyen Tiflis yönetimi ise jeopolitik bir kumar oynayarak kritik önemdeki Anaklia Derin Deniz Limanı projesinin yapımını bir Çin konsorsiyumuna devretmiştir. Bu durum, Orta Koridor’un Gürcistan bacağının Batı kontrolünden çıkıp Çin-Rusya ekseninin nüfuz alanına kayması riskini doğurmuş ve ülkenin bölgesel bağlantısallıktaki tarafsız transit rolünü zedelemiştir.
Gürcistan bugün sessiz olmanın çok ötesine geçmiş, çok boyutlu ve akut bir krizle karşı karşıya kalmıştır. Bu kriz, ülkenin sadece demokratik standartlarıyla ilgili değil, Soğuk Savaş’ın bitişinden bu yana inşa ettiği jeopolitik kimliğin tamamen parçalanmasıyla ilgilidir. İç siyasi kutuplaşmanın kronik bir rejim krizine dönüşmesi, Batı ile köprülerin atılması ve yükselen Çin-Rusya etkisi, Gürcistan’ın geleceğini büyük bir belirsizliğe sürüklemektedir.
Dahası, Güney Kafkasya’da yeni bir jeopolitik mimari ve Ermenistan-Azerbaycan ekseninde yeni bir normalleşme düzeni şekillenirken Tiflis’in bu sürecin öncüsü değil, izleyicisi konumuna gerilediği görülmektedir. Bir dönem bölgesinin en parlak başarı ve reform hikayesi olarak alkışlanan Gürcistan, eğer bu kronik siyasi kriz girdabından ve eksen savrulmasından çıkamazsa, Güney Kafkasya denklemindeki yeni paylaşımlar yapılırken masanın en çok kaybeden aktörü haline gelecektir.
Kaynaklar:
[1] KAFKASSAM. “Avraham Şmuleviç: Budapeşte’deki Değişim Tiflis’i ve Güney Kafkasya’yı Nasıl Sarsabilir?” Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi, 17 Nisan 2026, https://kafkassam.com/avraham-smulevic-budapestedeki-degisim-tiflisi-ve-guney-kafkasyayi-nasil-sarsabilir.html. Erişim:11 Haziran 2026.
[2] “2026 Yılında Güney Kafkasya’da Barışı Daha da Güçlendirmek Gerekiyor.” EU Reporter, 29 Aralık 2025, https://tr.eureporter.co/world/south-caucasus/2025/12/29/in-2026-there-is-a-need-to-build-on-peace-in-the-south-caucasus. Erişim:11 Haziran 2026.
