Netanyahu’nun son dönemde verdiği “ABD’ye bağımlılığı azaltma” mesajları aslında sadece anlık bir siyasi çıkış değil. Bu açıklamalar, İsrail’in son yıllarda değişen güvenlik anlayışını da gösteriyor. Özellikle Gazze savaşı sonrası süreçte Tel Aviv yönetimi, Washington’a tamamen bağlı kalmanın risklerini daha fazla konuşmaya başladı. Şarku’l Avsat’ın (Antoine el-Hac, 2026) aktardığı analiz de tam olarak bu noktaya odaklanıyor.
Uzun yıllardır İsrail’in güvenlik mimarisinin merkezinde ABD vardı. Askeri yardımlar, diplomatik destek ve teknoloji transferleri bu ilişkinin temelini oluşturdu. Ancak son dönemde işler eskisi kadar sorunsuz ilerlemiyor. ABD yönetiminin Gazze konusunda zaman zaman Netanyahu hükümetini eleştirmesi, İsrail sağında ciddi rahatsızlık yarattı. Özellikle sivil kayıplar üzerinden gelen baskılar, Tel Aviv’de “ABD, artık eskisi kadar koşulsuz değil” düşüncesini güçlendirdi. Netanyahu’nun açıklamalarını biraz da bu atmosferin sonucu olarak okumak gerekiyor.
Burada İran faktörü de önemli. İsrail uzun süredir İran’ın füze kapasitesini ve bölgedeki vekil güçlerini en büyük tehditlerden biri olarak görüyor. Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi aktörlerin aynı dönemde aktif hale gelmesi, İsrail’in güvenlik kaygılarını daha da artırdı. Bu yüzden Tel Aviv, son yıllarda savunma sanayiine çok daha fazla yatırım yapıyor. Hava savunma sistemleri, füze teknolojileri ve yerli üretim kapasitesi bu sürecin önemli parçaları haline geldi.
Aslında İsrail’in verdiği mesaj tam olarak “ABD’den kopuyoruz” değil. Daha çok “gerekirse tek başımıza da hareket ederiz” mesajı veriliyor. Bu hem dışarıya hem iç politikaya yönelik bir söylem. Netanyahu, uzun süredir güvenlik krizleri üzerinden siyasi destek toplamaya çalışan bir lider görüntüsü çiziyor. Bu yüzden “yalnız kalsak da ayakta dururuz” söylemi içeride milliyetçi tabanı güçlendiren bir araç olarak da kullanılıyor.
Ama tüm bu söylemlere rağmen İsrail’in kısa vadede ABD’den tamamen bağımsız hale gelmesi pek gerçekçi görünmüyor. Çünkü iki ülke arasındaki ilişki sadece silah yardımıyla sınırlı değil. İstihbarat paylaşımı, diplomatik koruma ve ekonomik ilişkiler hâlâ çok güçlü. Özellikle Birleşmiş Milletler gibi alanlarda ABD desteği, İsrail için kritik önem taşıyor. Bu yüzden mevcut tabloyu tam bir kopuştan çok, yeni bir denge arayışı olarak görmek daha doğru olur.
Aslında burada daha büyük bir değişim de var. Son yıllarda birçok ülke küresel güçlere tamamen bağımlı olmanın risklerini yeniden tartışıyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze krizi ve artan bölgesel gerilimler bu süreci hızlandırdı. İsrail’in verdiği mesajlar da biraz bu yeni dönemin ruhunu yansıtıyor. Çünkü artık devletler, olası bir yalnızlık senaryosuna karşı kendi savunma kapasitesini artırmaya çalışıyor.
Kaynaklar
[1] Netanyahu’nun açıklamalarının ardından… İsrail, askerî açıdan ABD’den ‘bağımsız’ hale gelebilir mi?
