Hepinizi anlıyorum, sıkıntılarınızı, çıkmazlarınızı…!
Benim işim ve hatta lanetim bu, insanları anlamaya çalışmak.
Ama kendimi anlatamıyorum!
Mesela, “leb” deseniz, siz leblebi demeden ben size Çorum’un köylerini sayar, sadece şunu sorarım, beyaz mı, sarı mı!?
Ama saygısızlıklarınızı, hadsizliklerinizi anlayamıyorum…
Yaşama küsmüşlüğünüzü, başkalarını da küstürmeye çalışmanızı da anlamıyorum.
Zamanı hoyratça harcamanızı hiç anlamıyorum.
******
Diyelimki, araç kuyruğunun en arkasındasınız, kuralları çiğnediniz ve en öne kaynak yaptınız, ya da emniyet şeridine daldınız, yaya geçidine yaklaşırken yavaşlamadınız, kırmızı ışıkta durmadınız, evinizin balkonundan halı silkelediniz, evinizde müziğin sesini sonuna kadar açtınız, aferin size, kocaman bir alkış, bunu yapmakla ne kazandınız anlatın bana…
En akıllı ödülüne mi layık gördüler?
Alkış mı aldınız, bu size ne kazandırdı?
******
Anlayarak yaşamaktan önce görerek yaşayabilmek!
Kör bakıştan söz etmiyorum, gerçekten görmek…
Herkese bir şans derler ya..,
Ben o şansı sevdiklerime veririm.
Birkaç şans…
Ve bu da benim lanetim sanırım, yalanı mutlaka anlar nezaketten susar, bir şans daha derim.
Değer vermediklerim için aynı şey geçerli değil, çok da umursamam.
Ama,
Sadece değer verdiğim insanları affetmem.
“ Bizi onlardan daha fazla kim üzebilirki ! ? ”
Bu hayattaki benim en önemli derdim sadece, “yorgan kılıfını yorgana geçirmeye çalışmak” olmalı!
Hâl böyleyken;
Gel de anlat derdini Marko Paşalara!

