Karbonhidratların geri plana çekildiği, protein ve yağ tüketiminin daha görünür hale geldiği yeni beslenme modeli obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıklarıyla mücadelede farklı bir yol önerirken beraberinde önemli soru işaretlerini de getiriyor. Yeni rehberi değerlendiren Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, bu değişimi “ani bir devrim”den ziyade beslenme biliminde uzun süredir devam eden dönüşümün doğal bir sonucu olarak okumak gerektiğini vurguluyor: “Bu rehber, beslenme alanında değişen önceliklerin ve süregelen bilimsel arayışın bir yansıması. Tek başına ise mucizevi bir çözüm olarak görülmemeli.” Peki bu yeni piramit günlük hayatımıza nasıl dokunuyor?
Keegan
Protein Vurgusu Güçleniyor
Yeni Amerikan Beslenme Rehberi, günlük protein alımını artırmayı ve özellikle hayvansal protein kaynaklarını geçmişe kıyasla daha olumlu bir çerçevede ele alıyor. Ancak Prof. Dr. Murat Baş’a göre bu yaklaşım her birey için aynı anlama gelmiyor. “Kas kaybı, yaşlanma ve metabolik sağlık açısından protein alımının önemi artıyor. Ancak mesele yalnızca ‘daha fazla protein’ değil, proteinin hangi kaynaktan alındığı. Bitkisel proteinler, deniz ürünleri ve yağsız hayvansal kaynaklar önceliklendirilmeden yapılan artışlar, uzun vadede kalp-damar sağlığı açısından risk oluşturabilir”. Baş’a göre bu nedenle rehberdeki protein mesajının, kişisel sağlık durumu ve yaşam tarzı dikkate alınmadan genelleştirilmemesi gerekiyor.
Yağlara Yaklaşım Yumuşuyor
Yeni rehber, doymuş yağlara yönelik de daha yumuşak bir dil kullanırken günlük enerjinin yüzde 10’undan fazlasının doymuş yağdan gelmemesi önerisini koruyor. Tam yağlı süt ürünleri ve kırmızı etin daha görünür hale gelmesi ise “nerede durulacağı” sorusunu gündeme getiriyor. Bu noktada yanlış algı riskine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş şöyle diyor: “Bilimsel yaklaşımlar değişiyor ama bu, doymuş yağın tamamen zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Kalp-damar hastalıkları hâlâ ciddi bir halk sağlığı sorunu. Yağın kaynağı, tüketim miktarı, lif alımı ve bireysel yatkınlık birlikte değerlendirilmeden yapılan yorumlar rehberi yanlış bir yere taşıyabilir.”
Tahıllar Geri Planda
Yeni piramitte tahıl grubu alt sıralara çekilirken özellikle rafine karbonhidratların sınırlandırılması hedefleniyor. Prof. Dr. Murat Baş bu yaklaşımı temelde olumlu bulsa da önemli bir ayrım yapılması gerektiğini vurguluyor: “Rafine tahılların azaltılması kan şekeri kontrolü ve kilo yönetimi açısından doğru bir adım. Ancak tam tahıllar lif ve mikro besin öğeleri açısından çok değerli. Bu besinlerin gereksiz yere kısıtlanması sindirim sistemi ve kalp-damar sağlığı açısından sorun yaratabilir. Mesele tahılı tamamen kesmek değil, doğru tahılı, doğru miktarda tüketmek.”
Self-Portrait
Ultra-İşlenmiş Gıdalara Karşı Net Tavır
Rehberin en güçlü ve bilimsel açıdan en net başlığı ise ultra-işlenmiş gıdalar. Şekerli içecekler, yüksek sodyum içeren ürünler ve aşırı işlenmiş gıdaların sınırlandırılması obezite, diyabet ve kalp hastalıklarıyla mücadelede temel hedeflerden biri olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Murat Baş bu duruşu rehberin en sağlam noktası olarak değerlendiriyor: “ABD’nin kendi yarattığı bir beslenme kültürünü sorgulaması çok önemli. Ultra-işlenmiş gıdalarla kronik hastalıklar arasındaki ilişki artık net. Bu başlıkta verilen mesajlar bilimsel olarak son derece yerinde.” Ancak Baş, her işlenmiş gıdanın aynı kefeye konulmaması gerektiğini, bazı zenginleştirilmiş ürünlerin dezavantajlı gruplar için koruyucu olabileceğini de hatırlatıyor. Özetle yeni rehber, şeker ve ultra-işlenmiş gıdaların azaltılması konusunda güçlü ve bilimsel açıdan sağlam bir çerçeve sunarken protein ve doymuş yağ başlıklarında daha kişiselleştirilmiş ve temkinli yorumlara ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Sağlıklı beslenmenin anahtarı ise tek bir piramitte değil, denge, çeşitlilik ve bireysel ihtiyaçlarda yatıyor.
Kaynak: Elle Kadın Dergisi

