Proje, ortaya eşsiz bir eser, ürün ya da hizmet koymak amacıyla geçici süreli yürütülen eylemler bütünüdür. Bununla birlikte; bilgi, yetenek, araç ve gereçleri proje aktivitelerinde kullanarak müşteri beklentilerini karşılamak ise “proje yönetimi” olarak adlandırılır.
Proje yönetimi süreçlerinde yalnızca projeyi tamamlamak değil, projenin sürdürülebilirliğini sağlamak da önemlidir. Son yıllarda teknoloji alanında yaşanan hızlı değişim süreci, kurumları ve ekipleri sürekli uyum sağlamaya zorlamaktadır. Nasıl ki doğa kanunlarında doğaya adapte olamayan canlılar yaşamını sürdüremiyorsa, güncel değişim ve dönüşüme uyum sağlayamayan metodolojiler de varlıklarını sürdüremez.
İhtiyaçların karşılanmasında geçmişten günümüze kullanılan klasik proje yönetimi metodolojileri, yani Waterfall yaklaşımı, bugün yerini anlık değişim ve dönüşüme uyum sağlayan, yalınlığı ön planda tutan, sözleşmelerden ziyade müşteri memnuniyetine odaklanan “çevik proje yönetimi” anlayışına bırakmaktadır.
Proje yönetimi metodolojilerinden biri olan çevik proje yönetimi; karmaşık ürünleri geliştirmek, sürdürülebilirliği sağlamak ve tekrarlı yazılım geliştirme modelini esas alarak sık aralıklarla ürün teslimatını mümkün kılmak amacıyla kullanılan bir yaklaşımdır.
On yedi yazılım uzmanı, 2001 yılında Amerika’nın Utah eyaletinde bir araya gelerek iki günlük beyin fırtınasının ardından Çevik Yazılım Geliştirme Manifestosu’nu yayımlamıştır. Bu manifesto, çevik proje yönetimini klasik proje yönetimi metotlarından ayıran dört temel değere odaklanmaktadır:
Süreçler ve araçlardan ziyade bireyler ve etkileşimler,
Kapsamlı dokümantasyondan ziyade çalışan yazılım,
Sözleşmelerden ziyade müşteri ile iş birliği,
Bir plana bağlı kalmaktan ziyade değişime yanıt verebilmek.
1. Bireyler ve etkileşimler
Süreçler ve araçlardan ziyade paydaşlarla etkili iletişim kurmak, projenin doğru anlaşılması açısından kolaylık, netlik ve kesinlik sağlar. Bazı projelerde süreçler ve araçlar zaman kaybettirebilir. İşin içinden çıkılması zor durumlarda müşteriyle doğrudan iletişim kurmak, çözüm üretmeyi kolaylaştırır. Scrum çerçevesinde yer alan Ürün Sahibi (Product Owner) rolü de bu ihtiyacı karşılayan önemli yapılardan biridir.
2. Çalışan yazılım
Dokümantasyonun yoğun olduğu ve sık personel değişimi yaşanan projelerde, dokümantasyon süreçlerinin uzaması kodlama ve test aşamasına geçişi zorlaştırabilir. Minimum Uygulanabilir Ürün (MVP / Minimum Viable Product) yaklaşımıyla her iterasyon ve sprint sonunda müşteriye sunulacak modül ya da ekranlar daha değerli hale gelir.
Ülkemizde yürütülen birçok proje, dokümantasyon aşamasında kalmış ve uygulamaya alınmadan iptal edilmiştir. Çalışan yazılım, projenin temel hedefleri arasında yer aldığı için dokümantasyonun yeterli seviyede tutulması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
3. Müşteri ile iş birliği
Sözleşmelerden çok müşteri iş birliğinin güçlendirilmesi, çevik proje yönetiminin önemli unsurlarından biridir. Sözleşmedeki katı maddeler nedeniyle esnekliğin olmaması, projenin gelişimini engelleyebilir. Proje geliştirme sürecinde müşterinin sözleşme dışında sunacağı bir fikir, projenin daha kısa sürede tamamlanmasına veya daha verimli hale gelmesine katkı sağlayabilir.
Bu madde, verimliliğin ve projenin gelişiminin önündeki engelleri kaldırırken gereksinimlerin teknik açıdan daha doğru değerlendirilmesine de yardımcı olur. Sözleşmelerde projenin her detayı yazılamadığı için geliştirme aşamasında ortaya çıkabilecek aksaklıkların önüne geçilmesinde müşteriyle iş birliği büyük önem taşır.
4. Değişime yanıt verebilmek
Bağlı kalınan plandan ziyade, gerekli durumlarda değişime uyum sağlamak projenin olmazsa olmazıdır. Değişimi zamanında uygulamak, müşterinin rekabet gücünü artırır. Bununla birlikte değişiklik yönetimi sayesinde iterasyonlar içinde yeni istekler ve değişiklikler alınabilir.
Sonuç olarak, değişen teknolojiye uyum sağlamak; müşteri, şirket ve süreçler açısından önemli ve ciddi bir konudur. Agile pratiklerini rehber edinmeyen şirketlerde verimliliğin azalması ve değişen gereksinimlere cevap verebilme kabiliyetinin zayıflaması kaçınılmaz hale gelebilir. Dünya genelinde birçok kurumun çevik pratikleri iyi uygulama örneği olarak benimsediği görülmektedir.
Konuk Yazar
Derya Ünyılmaz