“Portunus sanguinolentus” türüne ait bu yengecin durumu, denizdeki kirliliğin yarattığı trajikomik tabloyu gözler önüne sermesi açısından önemli. Araştırmacıların dikkatini çeken şişenin ağız çapı sadece 24 milimetre olarak ölçüldü. Ancak içine hapsolmuş yengecin boyu 40, eni ise 88 milimetreye ulaşıyordu. Bu durum, canlı küçük bir yavruyken şişeye girdiğini ve içeride büyüyerek bir daha çıkamadığını kanıtlıyor.
Yengecin bu klostrofobik hapishanede ne kadar süre geçirdiğini anlamak için kabuğuna tutunan deniz minareleri analiz edildi. Yapılan incelemeler, canlının tam iki ay boyunca şişede esir kaldığını ortaya koydu.
Beklenmedik bir avcı ziyafeti
Yengeç, iki aylık esaret sürecinde açlıktan ölmek yerine şaşırtıcı bir strateji geliştirdi. DNA analizleri, şişenin içinde oluşan alglerin yanı sıra etrafına toplanan çırçır ve çavuş balıklarını avlayarak beslendiğini gösterdi. Bir anlamda plastik şişe, hem yengecin hapishanesi hem de dışarıdaki küçük balıklar için bir tuzak oldu.
Bilim insanları bu durumu, Masuji Ibuse’nin 1929 tarihli “Semender” öyküsüne benzetiyor.

