İran’da son dönemde yoğunlaşan toplumsal protestolar, yalnızca anlık bir siyasi gerilim ya da belirli bir olayın tetiklediği geçici bir reaksiyon olarak değerlendirilmemelidir. Aksine, bu protestolar İran İslam Cumhuriyeti’nin uzun süredir biriken ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunlarının dışavurumu niteliğindedir. Mevcut gelişmeler, devlet ile toplum arasındaki ilişki biçiminin yeniden tanımlanması ihtiyacını gündeme getirirken, aynı zamanda İran’ın bölgesel ve küresel konumunu da doğrudan etkileyen sonuçlar üretmektedir. Bu bağlamda protestolar hem iç siyasal dinamikler hem de uluslararası dengeler açısından çok katmanlı bir analiz gerektirmektedir.
ABD Başkanı Donald Trump, 10 Ocak Cumartesi günü sosyal medyada şöyle bir paylaşım yaptı: “İran, belki de daha önce hiç olmadığı kadar ÖZGÜRLÜK gözetmektedir. ABD yardım etmeye hazır!!”
İran’daki toplumsal huzursuzluğun arka planında, uzun yıllara yayılan yapısal sorunlar bulunmaktadır. Özellikle 2018 sonrası dönemde ABD’nin yaptırımları yeniden devreye sokması, İran ekonomisini ciddi biçimde daraltmış; petrol ve doğal gaz gelirlerine dayalı ekonomik modelin kırılganlığı daha görünür hâle gelmiştir. Yaptırımların etkisi yalnızca makroekonomik göstergelerle sınırlı kalmamış, günlük yaşam pratiklerini doğrudan etkilemiştir. Artan enflasyon, temel tüketim maddelerine erişimde yaşanan güçlükler ve genç nüfus arasında yaygınlaşan işsizlik, toplumsal memnuniyetsizliğin temel sosyo-ekonomik zeminini oluşturmuştur.
Bunun yanı sıra, siyasal sistemin işleyişine dair yapısal sorunlar da toplumsal tepkileri beslemiştir. Seçim süreçlerinde rekabetin sınırlı olması, siyasal temsil mekanizmalarının daralması ve karar alma süreçlerinin merkezileşmesi, farklı toplumsal kesimlerin taleplerini sistem içinde ifade edebilme kapasitesini azaltmıştır. Bu durum, siyasal katılım kanallarının daraldığı algısını güçlendirmiş ve sokak protestolarını alternatif bir ifade biçimi hâline getirmiştir.
Güncel Protestoların Niteliği ve Toplumsal Dinamikler
Son protesto dalgasının dikkat çekici özelliklerinden biri, belirli bir liderlik ya da merkezi örgütlenmeden yoksun olmasıdır. Bu durum, protestoların heterojen bir yapıya sahip olduğunu ve farklı toplumsal grupların ortak bir memnuniyetsizlik zemini etrafında bir araya geldiğini göstermektedir. Kent merkezlerinde başlayan gösterilerin kısa sürede farklı bölgelere yayılması, protestoların yalnızca belirli bir sınıfa ya da gruba özgü olmadığını ortaya koymaktadır.
Protestocuların söylemlerinde ekonomik talepler ile siyasal eleştirilerin iç içe geçtiği görülmektedir. Bu durum, İran’daki mevcut krizin tek boyutlu olmadığını; ekonomik sıkıntıların siyasal temsil ve yönetişim sorunlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Protestoların süreklilik kazanması ise, devletin mevcut politika araçlarının toplumsal talepleri absorbe etmekte yetersiz kaldığına işaret etmektedir.
Devletin Tepkisi ve Güvenlik Merkezli Yaklaşım
İran yönetiminin protestolara verdiği tepki, büyük ölçüde güvenlik eksenli bir çerçevede şekillenmektedir. Kamu düzeninin korunması ve devlet otoritesinin sürdürülmesi vurgusu, resmî söylemin merkezinde yer almaktadır. Güvenlik güçlerinin sahadaki varlığı artırılırken, protestoların dış aktörler tarafından yönlendirildiğine dair söylemler de öne çıkarılmaktadır. Bu yaklaşım; protestoları içsel toplumsal dinamiklerin ürünü olarak değil, ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak konumlandırmaktadır.
Ancak güvenlik merkezli yaklaşımın uzun vadede toplumsal meşruiyet açısından sorunlar üretme potansiyeli bulunmaktadır. Zira taleplerin bastırılması, bu taleplerin ortadan kalkmasını değil, farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkmasını beraberinde getirebilir.Devlet-toplum ilişkisinde güvenin yeniden tesis edilmemesi durumunda, benzer protesto dalgalarının tekrarlanması olası görünmektedir.
Gerçekçi Çerçeve: Batı ve Trump Faktörü
Bazı Batılı aktörler resmî düzeyde doğrudan askerî müdahaleden kaçınan bir çizgi izlese de bu durum gerilimi harlamadıkları anlamına gelmiyor. Özellikle Donald Trump’ın söylemi, klasik diplomatik temkinin çok ötesine geçmiştir;
“Protestoculara ateş etmeye başlamasanız iyi olur, çünkü biz de ateş etmeye başlarız.”
ABD’de Donald Trump’ın öncülük ettiği söylem hattı, İran yönetimini doğrudan hedef alan tehditkâr açıklamalarla dikkat çekmiştir. Bu açıklamalar, İran’daki protestoları uluslararasılaştıran ve rejimin meşruiyetini tartışmaya açan bir etki yaratmıştır. Böylece protestolar, yalnızca iç siyasal taleplerin ifadesi olmaktan çıkarak, küresel güç mücadelesinin dolaylı unsurlarından biri hâline gelmiştir.
Bu bağlamda Batı’nın yaklaşımı, klasik “insan hakları hassasiyeti” söyleminin ötesine geçmekte; İran’ın nükleer programı, bölgesel nüfuzu ve enerji politikalarıyla doğrudan bağlantılı bir baskı aracına dönüşmektedir. Protestolar, bu çok katmanlı denklemde, İran yönetiminin pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir kaldıraç olarak okunmaktadır.
Bölgesel düzeyde ise İran’daki istikrarsızlık, özellikle enerji arzına bağımlı aktörler açısından ciddi bir risk alanı oluşturmaktadır. İran’ın iç güvenlik sorunları, enerji tedarik zincirlerinde kesinti ihtimalini artırırken, komşu ülkeler açısından da siyasi ve ekonomik dalgalanmalara yol açabilecek sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, İran’daki protestoların salt ulusal bir mesele olarak ele alınmasını imkânsız kılmakta, krizi bölgesel ve küresel bir güvenlik sorunu hâline getirmektedir.
Bunun temel nedeni, İran meselesinin yalnızca insan hakları ya da iç politika bağlamında değil; nükleer müzakereler, bölgesel güvenlik ve küresel enerji piyasaları açısından da kritik bir öneme sahip olmasıdır.
Monarşi Mirası ve Pehlevi Faktörünün Geri Dönüşü
İran’daki protestoların uluslararası boyutu yalnızca Batılı devletlerin söylemsel tutumlarıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda, İslam Devrimi öncesi siyasal mirası temsil eden aktörlerin yeniden görünürlük kazanması, protestoların ideolojik ve tarihsel çerçevesini genişleten bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, sürgünde bulunan eski Veliaht Prens Rıza Pehlevi (İran eski ve sürgün şah’ı Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu)’nin son dönemde artan açıklamaları ve uluslararası medyada yer bulması dikkat çekicidir.
Pehlevi hanedanı, 1979 İslam Devrimi öncesinde İran’da modernleşme, merkeziyetçilik ve Batı ile entegrasyon eksenli bir yönetim anlayışını temsil etmekteydi. Ancak bu dönem, aynı zamanda siyasal baskı, güvenlik aygıtlarının güçlenmesi ve toplumsal taleplerin bastırılmasıyla da hatırlanmaktadır. Devrim, bu mirasa yönelik köklü bir reddiye olarak ortaya çıkmış ve monarşi, yalnızca bir rejim değil, aşılması gereken bir tarihsel dönem olarak konumlandırılmıştır.
Buna rağmen güncel protestolar sürecinde Pehlevi isminin yeniden dolaşıma girmesi, İran toplumundaki muhalefetin ideolojik olarak parçalı yapısını gözler önüne sermektedir. Protestocuların tamamı monarşi yanlısı bir çizgiye sahip olmasa da rejim karşıtı söylemin tarihsel referanslarını çeşitlendirdiği görülmektedir. Pehlevi figürü bu noktada, somut bir iktidar alternatifi olmaktan ziyade, İslam Cumhuriyeti’ne yönelik tarihsel bir karşıtlık sembolü olarak işlev görmektedir.
Uluslararası aktörlerin bu figüre temkinli ama açık bir alan tanıması da dikkat çekicidir. ABD’de özellikle Donald Trump’ın söylemsel düzeyde protestolara destek verirken, Pehlevi ile doğrudan angajmana girmekten kaçınması, Washington’un İran konusunda kontrollü belirsizlik stratejisini sürdürdüğünü göstermektedir. Bu yaklaşım, bir yandan rejimi baskı altına almayı hedeflerken, diğer yandan İran’da kontrolsüz bir rejim değişikliğinin yaratabileceği bölgesel sonuçlardan duyulan kaygıyı da yansıtmaktadır.
Bu çerçevede Pehlevi faktörü, İran’daki protestoların dışarıdan yönlendirildiği iddiasını güçlendiren bir unsur olarak da kullanılmaktadır. İran yönetimi, monarşi mirasının yeniden gündeme gelmesini, protestoların “dış destekli rejim değişikliği girişimi” olarak sunulmasında araçsallaştırmaktadır. Böylece iç muhalefetin meşru toplumsal talepleri, tarihsel olarak reddedilmiş bir iktidar modeline bağlanarak itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Sonuç olarak Pehlevi figürünün yeniden görünürlük kazanması, İran’daki protestoların yalnızca mevcut rejime karşı değil, aynı zamanda ülkenin modern siyasi tarihine dair rekabet eden anlatılar arasında şekillendiğini göstermektedir. Bu durum, protestoların geleceğine ilişkin belirsizliği artırmakta ve rejim karşıtı hareketin ortak bir siyasal vizyon üretmesini zorlaştıran yapısal bir sorun olarak öne çıkmaktadır.
Olası Gelecek Senaryoları
Mevcut gelişmeler ışığında İran’ın önünde farklı olasılıklar bulunmaktadır. Kısa vadede güvenlik aygıtının etkin kullanımıyla protestoların kontrol altına alınması mümkündür. Ancak bu durum, yapısal sorunların çözümünü beraberinde getirmediği sürece kalıcı bir istikrar sağlamayacaktır. Ekonomik baskıların ve siyasal temsil sorunlarının devam etmesi, toplumsal memnuniyetsizliğin farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir.
Alternatif olarak, sınırlı ekonomik rahatlatma adımları ve toplumsal talepleri kısmen absorbe edecek reformların gündeme gelmesi, tansiyonun düşürülmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu tür adımların etkili olabilmesi, güvenlik merkezli yaklaşımın ötesine geçilmesine ve devlet-toplum ilişkisinde yeni bir denge kurulmasına bağlıdır. Aksi hâlde reform söylemleri, pratik karşılığı olmayan geçici araçlar olarak algılanabilir.
Uzun vadede ise İran’ın karşı karşıya olduğu temel mesele, mevcut yönetişim modelinin toplumsal taleplere ne ölçüde uyum sağlayabileceğidir. Yapısal reformların ertelenmesi, krizlerin periyodik olarak tekrar etmesine yol açabilir ve bu durum hem iç istikrarı hem de İran’ın bölgesel rolünü olumsuz etkileyebilir.
İran’da yaşanan güncel protestolar, yüzeysel bir güvenlik sorunu değil; derin yapısal dönüşüm ihtiyacının bir göstergesidir. Ekonomik baskılar, siyasal temsil krizleri ve toplumsal beklentiler arasındaki uyumsuzluk, mevcut yönetim kapasitesini zorlamaktadır. Bu süreç, yalnızca İran’ın iç siyasetini değil, Orta Doğu’daki güç dengelerini ve küresel enerji piyasalarını da etkileme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla İran’daki gelişmeler, kısa vadeli güvenlik reflekslerinin ötesinde, uzun vadeli ve bütüncül bir perspektifle ele alınmalıdır.
Kaynaklar
[1] Gambrell, Jon. “Iran’s Exiled Crown Prince Rises as Protests Sweep His Homeland.” AP News, 10 Jan. 2026, https://apnews.com/article/iran-protests-crown-prince-reza-pahlavi-cec4123ec75a0953bc0726e46ad32f1f. Erişim: 10 Ocak 2026.
[2] Gambrell, Jon. “Protests in Iran near the 2-Week Mark as Authorities Intensify Crackdown on Demonstrators.” AP News, 10 Jan. 2026, https://apnews.com/article/iran-protests-us-israel-war-nuclear-economy-c867cd53c99585cc5e0cd98eafe95d16. Erişim: 10 Ocak 2026.
[3] Holland, Steve, Jonathan Landay, and Bo Erickson. “Amid Mass Iran Protests, Trump Takes Cautious Approach.” Reuters, 9 Jan. 2026, https://www.reuters.com/business/media-telecom/amid-mass-iran-protests-trump-takes-cautious-approach-2026-01-09/. Erişim: 10 Ocak 2026.
[4] Reuters. “Iran Authorities Signal Intensified Crackdown as Unrest Grows.” Reuters, 10 Jan. 2026, https://www.reuters.com/world/middle-east/irans-army-vows-protect-public-property-tehran-seeks-quell-growing-unrest-2026-01-10/. Erişim: 10 Ocak 2026.
[5] Christou, William, and Deepa Parent. “Iran Protesters Tell of Brutal Police Response as Regime Lashes Out.” The Guardian, 10 Jan. 2026, https://www.theguardian.com/global-development/2026/jan/10/iran-protesters-tell-of-brutal-police-response-deaths-and-forced-confessions. Erişim: 10 Ocak 2026.
[6] ETV Bharat English Team. “‘US Supports Brave People of Iran,’ Says Rubio as Protests near 2-Week Mark amid Intensified Crackdown.” ETV Bharat, 10 Jan. 2026, https://www.etvbharat.com/en/international/us-supports-brave-people-of-iran-say-rubio-as-protests-near-two-week-mark-amid-intensified-crackdown-enn26011003608. Erişim: 10 Ocak 2026.

