Herkes İçin Hukuk: Günlük Hayattan Boşanmaya Merak Edilenler
Röportaj: Sümeyra ULUS – Konuk: Av. Ertürk Yavuz
Hukuk, yalnızca mahkeme salonlarında değil, günlük yaşamın her anında karşımıza çıkıyor. Avukat Ertürk Yavuz ile bireylerin en çok merak ettiği hukuki konuları, hak arama süreçlerini ve hukuk sisteminin işleyişine dair temel bilgileri konuştuk.
1-) Son dönemde Türkiye’de en çok karşılaştığınız hukuki uyuşmazlıklar hangileri?
Ertürk Yavuz: Bugün Türkiye’de öne çıkan hukuki uyuşmazlıklara baktığımızda üç alan çok net şekilde ayrışıyor: kira, ceza ve aile hukuku.
Özellikle pandemiden sonra kira uyuşmazlıklarında orantısız bir artış oldu. Değişen ekonomik koşullar bu artışa sebebiyet verdi. Yüksek enflasyon ortamında her ürün ve hizmetin fiyatı hızla artarken, mevcut kiracılarla yapılmış sözleşmeler bu hızı yakalayamadı. Bu da ev sahibi ile kiracı arasında ciddi bir denge sorununa yol açtı ve tahliye davaları ile kira tespit davaları epey arttı. Ceza hukukunun dahi söz konusu olduğu olaylara sıkça rastlıyoruz.
Ceza hukuku demişken, son zamanlarda dolandırıcılık ve hakaret dosyalarında ciddi bir artış var. Bu durumu, toplumsal gerilimin ve ekonomik baskının ceza yargılamasına yansıması olarak yorumlayabiliriz. Dolandırıcılık bakımından, örneğin banka hesabının üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına izin verilmesi ya da bu yönde ikna edilmesiyle ortaya çıkan dosyalar oldukça yaygın. Yine kişilerin kendisini polis, savcı ya da hâkim olarak tanıtması suretiyle gerçekleştirilen dolandırıcılık vakaları da yargıya sıkça taşınıyor.
Hakaret suçlarında ise sosyal medya önemli bir alan haline gelmiş durumda. İnsanlar tartışırken “söz uçar, yazı kalır” gerçeğini göz ardı ediyor ve adli yaptırımlarla, tazminat davalarıyla karşılaşıyorlar. Hakaret davalarında iki alanın ön plana çıktığını görüyoruz: spor ve siyaset.
Spor ekseninde; maçlar, takımlar ve sporcular üzerinden yapılan yorumlar bazen aşırıya kaçabiliyor. Genellikle maçlardan sonra taraftarlar arasındaki tartışmaların dili sertleşiyor ve bazen konu yargıya taşınabiliyor.
Siyaset ekseninde ise; politik yorumlar ve liderlerle ilgili eleştiriler, bazen sınırları zorlayan ifadeler içerdiğinde hakaret iddialarına konu olabiliyor. Seçim dönemlerinde veya gündemi belirleyen bir siyasi gelişmede bu tür dosyalar artış gösteriyor.
Aile hukukuna gelince; insanlar artık kendi mutluluklarına ve sınırlarına daha çok önem veriyor. Dolayısıyla eski nesillerin yaptığı gibi eşlerinin yaptıklarını alttan almıyor, görmezden gelmiyor ve içlerine atmıyorlar yaşananları. İlişkiler “ben merkezli” hale gelmiş durumda.
Bununla birlikte, sosyal medya sayesinde… ya da yüzünden mi demeliyim bilmiyorum, herkes birbirinin hayatına daha fazla tanıklık eder oldu. Bu da ister istemez kıyas yapmaya ve beklentilerin artmasına yol açtı. “Biz neden bu hayata sahip değiliz?” “Benim eşim neden böyle değil?” “Onlarda olup da bende olmayan şey ne?”… Bir noktadan sonra kıyas yerini memnuniyetsizliğe bırakıyor ve boşanma düşüncesi ortaya çıkıyor.
2-) Vatandaşın hukuki meselelerde sıkça yaptığı hatalar nelerdir?
Ertürk Yavuz: Vatandaş internette okuduğu ve lehine olan bilgilere mutlak surette inanıyor. Post-truth çağının bir sonucu olduğunu düşünüyorum. İnsanlar, hukuki uyuşmazlıklardan bağımsız söylüyorum bunu; gerçeği değil, düşündüğünü duymak istiyor. Düşüncesinin doğru olmadığı söylendiğinde karşıt görüşü değerlendirmek yerine gerekçesiz bir şekilde o görüşün yanlış olduğuna inanıp mevcut düşüncesinde ısrarcı oluyor insanlar.
Konumuza dönecek olursak; internetten edinilen bilgiler genelde eksik veya hatalı oluyor. Ayrıca her somut olayın kendine özgü bir yapısı vardır. Bir dosyada çıkan karar, benzer başka bir dosyada bu nedenle çıkmayabilir. Kaldı ki, hukukçuların iyi bildiği üzere, “doktrinde görüş farklılıkları vardır”. Uyuşmazlık konusu birebir aynı dahi olsa bir mahkemenin verdiği kararı, başka mahkeme vermeyebilir. O yüzden “bizim filankesin de böyle davası vardı, kazandı o” diye düşünmemek lazım.
Bir diğer hata da yaşanan soruna dair delillerin muhafaza edilmemiş olması veya hiçbir belgeye ihtiyaç duyulmaması. Ne kadar haklı olursanız olun; haklılığınızı tasdik edecek deliliniz yoksa, davayı kazanma ihtimaliniz zayıftır. Pek çok vatandaş yaptıkları anlaşmayı kâğıda dökmeyi güvensizlik göstergesi sayıp tokalaşmayı yeterli görüyor veya sözleşme istemekten çekiniyorlar yanlış anlaşılma düşüncesiyle. İşler yolunda gitmeyince de delil yetersizliği sebebiyle haklı oldukları davaları kazanamıyorlar, telafisi güç zararlar söz konusu olabiliyor. “Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir” diye boşuna dememişler.
Son olarak yapılan hatalara, hukuki bir sorun yaşandığında son çare olarak bir avukatla anlaşmayı örnek gösterebilirim. İnternetten teyide muhtaç bilgiler toplamak, eşe dosta danışmak, arzuhalciye yüzeysel dilekçeler yazdırmak genelde işin daha kötüye gitmesine yol açıyor. Avukatın işi hukuki sorunlarla uğraşmak olduğundan; hem sizi yazılı ve sözlü olarak daha iyi temsil eder, hem de yargılama usulüne vakıf olduğu için süreci daha iyi takip eder. Haklı olduğu halde tanık dinletmeyi ihmal ettiği için, bilirkişi ücretini nasıl yatıracağını bilmediği ve hatta yatırması gerektiğini bilmediği için davasını kaybeden nice insan var.
3-) Müvekkil-avukat ilişkisi sizce nasıl olmalı? İdeal iletişim nasıl kurulabilir?
Ertürk Yavuz: Her şeyden önce bu ilişkinin glasnostvari bir güven ve şeffaflık ile karşılıklı saygı üzerine inşa edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Davalar, yol arkadaşlığına benzer; taraflar birbirine karşı son derece açık olmalıdır. Müvekkil; dosyayla ilgili tüm bilgi ve belgeleri, doğru ve eksiksiz şekilde paylaşmalıdır. Gereksiz gördüğü ya da anlatmaya utandığı için hiçbir detayı es geçmemelidir. Zira avukat, stratejisini tüm bu detayları değerlendirerek belirlemektedir.
Avukatın da yolun başındayken müvekkilini davaya dair risk ve olası sonuçlar hakkında gerçekçi bir şekilde bilgilendirmesi gerekmektedir. Buna ek olarak müvekkiller; yargılama sürecinde yapılması gerekenler ve çıkacak masraflar hakkında da bilgilendirilmelidir.
Bu noktada şunu belirtmek gerek; hukuki bilgilendirmeyi yapan taraf avukat olmalıdır. Müvekkil yalnızca olay hakkında bilgi vermeli; internette okuduğu veya tanıdığından edindiği bilgilerin uygulanmasını avukatından ısrarla istememelidir. Nasıl ki ameliyat odasında cerrahı yönlendirmek hataya sebebiyet verecekse, yargılamada da avukatı yönlendirmek aynı şekilde hataya sebebiyet verecektir.
Ayrıca dava sürecinde dosyadaki gelişmelerden müvekkilin haberdar edilmesi gerekir. Müvekkil de bilgi almak için avukatıyla görüşmek isteyebilir. Fakat bunun sıklığını iyi ayarlaması ve uygun vakitlerde istemesi elzemdir. Bu koşullar sağlandığında hem müvekkil kendini güvende hisseder hem de avukat dosyayı sağlıklı bir şekilde yönetebilir.
4-) Peki bir ailede ideal ilişki nasıl kurulabilir? Bu ilişki hangi nedenlerle kurulamıyor ve boşanma kararı alınıyor?
Ertürk Yavuz: Aslında ideal avukat-müvekkil ilişkisinden çok da farklı sayılmaz temel koşullar: Saygı, güven, şeffaflık, eşinin hayatına mümkün mertebe müdahale etmemek. Ancak detaylarına indiğimizde, ideal ilişki kişiden kişiye değişir.
Eşiyle ideal bir ilişki kurmak isteyen; önce kendisini iyi tanımalı, sonra karakterine en çok uyan kişiyi seçmeli. Bazen evlenmek istediğiniz kişinin karakteri, sizinkiyle taban tabana zıt olabilir ve “zamanla düzelmez”. İdeal ilişkide tarafların birbirlerini düzeltmeye çalışmamaları gerektiğini düşünüyorum. Bilgi ve tecrübe ile geliştirmek elbette mümkün. Ne var ki “kusur gidermenin” ideal ilişkide yeri yok. Kaldı ki bahsettiğim gelişim tek taraflı ise, çiftler karşılıklı olarak gelişmiyorsa bunun da ideal olduğunu söyleyemeyiz.
Evlilik, romantik bir ortaklıktır. Yoğun duyguların, iltifatların, hediyelerin altında ticaretteki gibi bir ortaklık vardır. Çiftlerin en nihayetinde ortak olduklarının farkında olmaları gerekir. İyi günde beraber mutlu olurlar, kötü günde beraber üzülürler. Boşanma sürecinde her ne kadar rakiplermiş gibi davransalar da boşanana kadar bu ortaklık devam eder. Dolayısıyla her türlü zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaya da devam ederler.
Boşanma kararı alınmasında genellikle bahsettiğim o duygular, iltifatlar azaldıktan sonra ortaya çıkan iletişim yetersizliği veya toksik iletişim, güvensizlik, geçim sıkıntısı, geleceğe dair farklı planlar ile karakter yapıları etkili oluyor. Bu yüzden diyorum çiftlerin en nihayetinde ortak olduklarının farkında olmaları gerek diye. Aşk hormonsaldır. Geçirilen vakit arttıkça, aşk azalır. Aşk azalırken ortaklık ağır basmaya başlar ve temeli sağlam atılmamış ise en ufak sarsıntıda yıkılır.
Bazen dış etkenler de boşanma kararında etkili olabiliyor. Çiftlerin ailelerinin ya da arkadaşlarının telkinlerini ve sosyal medyada sergilenen suni hayatları bu bağlamda örnek gösterebiliriz.
5-) İnsanlar evlenirken en çok hangi hataları yapıyor?
Ertürk Yavuz: Kendini yeterince iyi tanımadan yola koyulan çok fazla çift var. Ne istediklerini, hayattan ne beklediklerini, nasıl biriyle ideal ilişkiyi kurabileceklerini netleştirmiyorlar. Anlık mutluluklarının uzun vadede devam edeceği düşüncesiyle hareket ediyorlar. Herakleitos’un dediği gibi “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir”. Bugüne bakarak gelecek hakkında öngörüde bulunmak hatalı sonuç verir. İlişkinin dinamiklerinin zaman içerisinde değişeceğini bilmek ve bunu kabullenmek gerek.
Kendini tanımak yetmiyor. Müstakbel eşini tanıman ve evliliğin mantığını da bilmen gerekiyor. Bu sayede evliliğe dair gerçekçi beklentilere sahip olur insan. Evlilik, iki bireyin farklı geçmişleri ve alışkanlıklarıyla kurduğu bir ortaklıktır. Ortağını ve ortaklığın yapısını bilmeyen, ortaklığa dair mantıklı ve gerçekçi beklentilere sahip olamaz. Ayrıca ortağın hali hazırda sizinle uyumlu olanı makbuldür. Değiştirmeye çalıştığınız veya zamanla düzelmesini umduğunuz ortak, yanlış bir tercihtir.
Eşini tanımak için de sağlıklı bir iletişim şart. Duyguların, beklentilerin ve sınırların yolun daha başındayken netleştirilmesi gerek. Bunun dışında, bir sorun varsa “sorun olduğunu o anlasın” veya “konuşmaya gerek yok” demek yerine sorunu açıkça konuşarak çözmek daha olumlu sonuç verir. Çünkü boşanma kararı alan kişilerde “anlaşılmıyorum” düşüncesi oldukça yaygındır.
Son olarak, sosyal medyada başkalarının hayatlarından etkilenmek ve kendi hayatınla kıyaslamak da sık yapılan hatalardan biri. İnsanlar yalnızca hayatlarındaki olumlu gelişmeleri sosyal medya aracılığıyla ilan ediyor. Olumsuz hiçbir olayı paylaşmıyor. Fakat bazı kimseler o olumlu gelişmelerden etkilenip neden benzer hayata veya eşe sahip olmadıklarını sorgularken buluyor kendini. Sonuç olarak, evliliğe dair beklentilerin de net olmamasının etkisiyle aynı şeyleri talep etmeye başlıyor. “Onun eşi şöyle yapıyor”, “bunun eşi bunu alıyor” … Herkesin karakterinin ve evliliğinin dinamiğinin farklı olabileceğini kabul etmek gerek. İdeal ilişkiyi dışarıda aramayın, ideal ilişki göreceli bir kavramdır.
6-) Boşanma davalarında gözlemlediğiniz “red flag” olarak tabir edilen davranışlar neler?
Ertürk Yavuz: En yaygını sürekli ve orantısız eleştiri olsa gerek. Zamanla sabır o kadar tükeniyor ki; rahatsız edici en ufak davranış, kaosla sonuçlanıyor. Konu davranıştan başlayıp geçmişte yapılanlara, oradan eşin karakterine kadar gidiyor. Aşırı eleştirellik kesinlikle red flag.
İkinci sırada, haklı çıkma çabası ile mağdur edebiyatına yer verebilirim. İnsanlar, yaşadıkları sorunlardan bahsederken kendilerine hiç kusur atfetmiyorlar. Konuyla alakası olan veya olmayan herkesi, yaşam şartlarını, evrenin işleyişini gerekçe gösterip kendi hatasını anlatmayanlara, Sezen Aksu’nun da dediği gibi “masum değiliz, hiçbirimiz” diyorum. Herkes yaptığı yanlışın bilincinde olmalı, yaptıklarının sonuçları olacağını bilmeli.
Evlilik; romantik bir ortaklık olduğundan ve ortakların rekabet halinde olmaları beklenemeyeceğinden, evli çiftlerin haklı çıkma rekabetine girmeleri mantıklı değildir. Bazen ortak kanıya varılamaz. Eğer yolun başında karakterinize uyan bir eş seçtiyseniz, görüş farklılıklarını kabullenmeniz en doğrusu olacaktır.
Aşırı kontrolcülük ve kıskançlık da red flagdir. İlişkinin başında kişi kendisine değer verildiğini, sevildiğini; sevdiği kişinin onun iyiliği için kontrolcü davrandığını düşünebilir ama bu net bir şekilde özel hayata müdahaledir. Eşini sürekli arayıp nerede olduğunu sormak, eşinin telefon ve sosyal medya şifrelerini alıp muntazaman kontrol etmek, eşinin arkadaşlarıyla görüşmesine müsaade etmemek, giyim kuşam tarzına müdahale etmek sevgiden kaynaklanacak davranışlar değildir. Bu, o kişinin kendi içinde birtakım sorunlar yaşadığının göstergesidir. Uzun vadede kontrolcülüğün ve kıskançlığın aşktan kaynaklanmadığı anlaşılsa da iş işten geçmiş oluyor.
Son sıraya pasif agresif davranışları koyacağım. Yaprak Dökümü’ndeki Ali Rıza Bey gibi açıkça konuşmak yerine imada bulunmakla, alt metinlere düşüncelerini serpiştirmekle, küsmekle, eşini cezalandırmak için sessiz kalmakla hiçbir yere varılamayacağının farkında olunmalı. Konuşulmayan sorun, uzun vadede krize dönüşür. Üstelik uzun vadede bu davranışlar ciddiye alınmaz ve bu durum tartışmaların büyümesine neden olur.
7-) Boşanma sürecinin, çocuklarda en çok hangi psikolojik sorunlara sebebiyet verdiğini gözlemliyorsunuz?
Ertürk Yavuz: Şu bir gerçek ki; çocuklar boşanmadan değil, ebeveyninin o süreci yönetiş biçiminden etkilenir. En sık yaşanan sorun, çocuğu taraf tutmaya zorlamaktır. Ebeveyn bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde çocuğu kendi duygusal alanlarına çekiyor. Hatta çiftlerin aileleri dahi boşanma davalarında etkin rol alıyorlar ve onlar da çocuğu dolduruşa getiriyor. Adliyede çocuğun önünde kayınvalide ile gelin kavga ediyor, kayınbirader ile damat birbirlerine hakaret ediyor… Sonra her iki taraf da karşı tarafı kötüleyerek çocuğu kendi safına çekmeye çalışıyor. Hiç düşünmüyorlar o çocuğun gerçekten annesine veya babasına düşman olduğunda onun sevgisinden mahrum kalacağını. Çocuk, boşanma davasının tarafı değildir. Boşanacak çiftlerden ricamdır, sırf geçinemedikleri için çocuklarını annesinden veya babasından mahrum bırakmasınlar.
Çocuklar bazen ailelerinin boşanmış olmalarından kendilerini suçlamaya meyilli olabiliyorlar. Yaptıkları bir yaramazlığın, boşanmaya yol açtığını düşünebiliyorlar. Bu suçluluk duygusu zamanla azalsa da ileride sosyal hayatlarında yaşadıkları problemlerden, ilişkilerinde herkesi ve her şeyi suçlayıp kendine kusur atfetmeyenlerden farklı olarak, yalnızca kendilerini suçlamaları muhtemeldir.
Hakeza terk edilme korkusuna kapılan çocuklar da var. Hayatta ilk bağ kurduğu insanların ayrılığına tanıklık eden bir çocuk; güveni sarsıldığı için başkaları ile bağ kurmakta zorlanabilir veya zorlanmasa bile terk edilmemek için sürekli onay arar hale gelebilir ve “kendini gerçekleştiren kehanet” ile karşılaşabilir. Son zamanlarda sosyal medyada bahsi geçen “kaçıngan bağlanma” da söz konusu olabilir. Mesafeli, kimseye güvenmeden yakınlık kurmaktan kaçınmak ama bir yandan da terk edilmekten korkmak; çocuğu uzun vadede yıpratacaktır şüphesiz.
😎 Evlenecek olan çiftlere ne yapmalarını önerirsiniz?
Ertürk Yavuz: Kendilerini iyi tanımalarını ve “evlenme yaşlarının geldiği” kanısından sıyrılıp, romantik bir ortaklık kuracak ve yürütecek özelliklere sahip olup olmadıklarını iyice düşünmelerini öneririm. Evlenmenin yaşı olduğunu düşünmemekle birlikte, bu yaş gelse dahi kişi evliliğe hazır olmayabilir veya evliliği sürdürebilecek biri olmayabilir.
Evlenmeye karar veren çiftler; mutlaka birbirlerinin sabıka kayıtlarını, dava ve icra dosyalarının olup olmadığını incelemeliler ki sonradan kötü bir sürprizle karşılaşmasınlar. “Sevdiğim kişinin geçmişi önemli değil” söylemini de fazla romantik bulduğumu belirtmek isterim. İnsanın karakterini, geçmişi şekillendirir. Yeri gelmişken, tekrardan partnerlerini değiştirmeye çalışmak veya zamanla düzelmesini beklemek yerine düzgün olanını seçmelerini öneririm.
Sosyal medyayı yalnızca eğlence aracı olarak kullansınlar, kıyas aracı olarak değil. Sosyal medyayı şeytanlaştırmış gibi oldum ama günümüzde sosyal medyanın bilinçsizce kullanılması sebebiyle dağılan yuvaların sayısı hiç de az değil. Kaldı ki yolun başındayken beklentiler netleştirilirse zaten kendilerini başkalarıyla kıyaslamazlar. İlişkinize odaklanın.
Evliliğin romantik bir ortaklık olduğunu söyledik. Ortaklıklar için mali durum önemlidir. Geçim sıkıntısı yaşanan bir evliliğin uzun vadede sağlıklı bir şekilde devam edebileceğini söylemek güçtür. Orta ve uzun vadede sosyoekonomik şartlarını baz aldıklarında geçim sıkıntısı çekileceği öngörülüyorsa, evlilik fikrini tekrar gözden geçirmekte fayda var.
Son olarak; bir sorun varsa, ortaklığın devamlılığı adına proaktif bir yaklaşımla sorunu ele alsınlar. Küserek, kızarak, üstü kapalı laf atarak, ağzına geleni söyleyerek, boş vererek olumlu bir sonuca varılmıyor.
Ertürk Yavuz Biyografi: Av. Ertürk Yavuz; 1997 yılında İstanbul’da doğmuştur. Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 2015-2019 yılları arasında lisans eğitimini tamamlamış; 2020 yılında İstanbul Barosu’ndan avukatlık ruhsatnamesini almıştır. Aile, kira, ceza, sözleşme, gayrimenkul, fikri mülkiyet, tüketici, iş ve idare hukuku alanlarında hizmet vermektedir. İyi derecede İngilizce ve İspanyolca bilmektedir.

