Son zamanlarda fark ettim ki insanlarla bir araya geldiğimizde en çok özlediğimiz şey, boş ve bereketli bir muhabbet aslında. Geçen akşam dört kişiydik. Üçümüz telefonumuza bakıyor, birimiz boşluğa bakıyorduk. Ortada ne muhabbet vardı ne hasbihal. Sadece bildirim sesleri ve arada bir “ay aynen” cümleleri.
“Nasılsın?” diye soruyoruz ama cevabını beklemiyoruz. Soru bir selamdan ibaret, cevap ise “iyiyim” kalıbını geçmeyen bir nefes. Oysa gerçek bir hasbihalde sorunun bir önemi yoktur; asıl olan, karşındakinin verdiği cevabın içindeki haldir. Halimiz ortada ama halimizi anlatacak ne kelimemiz var ne sabrımız ne de güvenimiz.
Eskiden insan bir arkadaşının kapısını “bir şey olmadı, yolum üzerindeydin uğradım” diye çalardı. Şimdi “bir ara görüşelim” diyenlerin sayısı arttı, “yarın akşam bana uğra” diyenlerin sayısı azaldı. Telefonda hasbihal kalmadı çünkü herkesin bir işi, bir randevusu, bir kaydırması var. Bir ekranda üç saat kaydırabiliyoruz ama bir masada yarım saat konuşamıyoruz. Link atıyoruz, video gönderiyoruz, “ay aynen” diyoruz. Peki bu sohbet mi, yoksa dijital bir anlaşma mı?
Düşünüyorum da, en iyi muhabbetler hep plansızdı. Bir yolda yürürken,okul bahçesinde ,bir çay ocağında, yağmur altında sığınılan bir saçakta… Ne konuşulacağı bilinmezdi, saatler akıp giderdi. Şimdi her şey planlı, randevulu, dakikalı. Sohbet bile takvime sığdırılmış. Peki ya taşan kısmı? Ya “işte orada” dediğimiz o boşluk? Onu kaybettik. İşte o boşluğun adı hasbi haldi.
Sadece arkadaş sohbetleri de değil kaybolan. Aile sofralarında herkesin önünde bir ekran var. Çorba içerken bile kaydırıyoruz. İş yerinde muhabbet “zaman kaybı” oldu. Oysa verimlilikten önce insan olmak gelmez mi? “Ne yapıyorsun” ile “nasılsın” arasındaki farkı unuttuk. Birincisi iş raporu ister, ikincisi insan olmayı.
Ben yine de gençlerde bir heves görüyorum. Sahici sohbet arayan, telefonsuz buluşmaya çalışan, “bırak şu telefonu da konuşalım” diyenler var. Umut var yani. Belki de ihtiyacımız olan şey yeni bir uygulama ya da strateji değil. Sadece karşımızdakine “anlat, dinliyorum” diyebileceğimiz bir çay molası. Ve o molada kimsenin saatine bakmadığı, kimsenin telefonuna dokunmadığı bir yarım saat.
Ben ümidi kaybetmedim. Sohbet eden, hasbihali bilen, hal hatır sorduğunda cevabını bekleyen insanlar hâlâ var. Sadece biraz daha görünür olmaları dileğiyle.
