İster Tokyo’nun kalabalık bir caddesinde olun, ister Amazon ormanlarının kıyısında bir köyde.., Dünya’nın hemen her noktasında neredeyse herkesin anladığı bir kelime bulunuyor. Sadece iki harften oluşan bu devasa kavram, “OK”. Okey (Tamam) anlamına gelen ve her gün defalarca kez kullanılan bu ifade, hem “çok iyi” hem de “idare eder” anlamına gelebilecek kadar esnek, hem bir onay hem de bir şüphe belirtisi olabilecek kadar gizemli anlamlar taşıyor.
Buna rağmen bu kadar evrensel bir kelimenin tam olarak nereden geldiğini kimse kesin olarak bilmiyor. Herkesin dilinde dolaşan kelime, dilbilimciler için çözülmesi gereken en büyük bulmacalardan biri haline gelmiş durumda.
Adli dilbilimci Allan Metcalfe, bu kelimeyi “dilin içindeki yabancı” olarak tanımlıyor. Normalde diller, sadece tanıdık kelimelere benzeyen yeni ifadeleri bünyesine kabul eder. Oysa “OK” ne bir kelimeye benziyor ne de geleneksel bir kısaltma gibi davranıyor. Ancak tüm garipliklerine rağmen, bu iki harfin birleşimi bugün Ay yüzeyinden tutun da klasik edebiyat eserlerine kadar her yerde karşımıza çıkıyor. Etimologlar için bu kelimenin izini sürmek, matematikçilerin imkansız bir denklemi çözme çabasına benziyor.
Tarihin tozlu raflarındaki “hatalı” ipuçları
Yıllarca herkes bu popüler kelimeye bir sahiplik atfetmeye çalıştı. Almanlar, bunun “üst komutan” anlamına gelen Oberst Kommandant rütbesinin baş harfleri olduğunu savundu. Fransızlar ise Haiti’de ürettikleri kaliteli bir romun markası olan Aux Cayes kasabasına işaret etti. İskoçların meşhur “och aye” onaylamasından, Finlerin “doğru” anlamına gelen “oikea” kelimesine kadar onlarca farklı teori ortaya atıldı. Hatta Amerikan İç Savaşı’ndaki peksimet paylarının üzerindeki “Orrin Kendall” imzası ya da telgraf operatörlerinin “açık anahtar” (open key) sinyali bile birer aday olarak görüldü. Bazı araştırmacılar ise kelimenin kökenini Batı Afrika’dan getirilen kölelerin dillerindeki “waaw-kay” gibi onay ifadelerine dayandırıyor.

Ancak en kabul gören ve bir o kadar da eğlenceli olan teori bizi 1830’ların Boston’una götürüyor. 1960’larda Allen Walker Read tarafından yapılan araştırmalar, “OK” kelimesinin aslında kötü bir şakadan doğduğunu gösteriyor. O dönemde Boston’daki gençler ve gazete yazarları arasında kelimeleri kısaltmak, hatta bu kısaltmaları bilerek yanlış yazmak büyük bir modaya dönüşmüştü. “All correct” (her şey yolunda/doğru) ifadesini, sanki “oll korrect” diye yazılıyormuş gibi düşünerek “O.K.” şeklinde kısaltmaya başladılar. Yani bugün dünyayı kasıp kavuran bu kelime, aslında 19. yüzyılın bir nevi internet mizahı veya argo akımı olarak doğmuş olabilir.
Bir kelimenin seçim zaferi
Bu dilsel şaka normalde birkaç yıl içinde unutulup gidebilirdi, fakat araya siyaset girdi. 1840’taki ABD başkanlık seçimlerinde, aday Martin Van Buren’in destekçileri kendilerine “OK Kulübü” adını verdi. Bu isim, Van Buren’in doğduğu yer olan Old Kinderhook kasabasına bir göndermeydi. Seçim kampanyası boyunca her yer “OK” sloganlarıyla dolunca, kelime bir şaka olmaktan çıkıp halkın diline sarsılmaz bir şekilde yerleşti. Van Buren seçimi kaybetse de, lakabından doğan bu kısaltma dünyayı fethetti.
Bugün “OK” kelimesinin bu kadar başarılı olmasının sebebinin sadece kısa olması değil, sunduğu tarafsızlık olduğu da söylenebilir. “Evet”, “harika” veya “yeterli” gibi kelimeler her zaman bir duygu veya fikir barındırıyor. Ancak “OK”, bir durumu sadece onaylamanızı ama bir fikir beyan etmek zorunda kalmamanızı sağlıyor. Bu tarafsızlık, onu dillerin ve kültürlerin ötesinde ortak bir zemin haline getirdi.

