Basit, insani bir baş ağrınız bir anda lüks bir şımarıklığa dönüşür. Çünkü karşınızdaki kişinin yaşadığı acı o kadar epik, o kadar destansıdır ki sizin hastalığınızın onunkinin yanında esamesi okunmaz. Adeta kendi rahatsızlığınızın içinde rol çalmışsınız gibi mahcup hissettirilirsiniz.
Acının yarıştırıldığı bu olimpiyatta kürsünün birincisi her zaman bellidir ve o kişi asla siz değilsinizdir.
İşte tam bu anlarda iç sesimin yakarışı zihnimde çınlıyor:
“Bir dur! Karşındaki insan şu an sadece hasta. Ondan tıp dünyasının bütün formüllerini denemesini bekleme. Kendi epik hastalık geçmişinle onun basit halsizliğini gölgeleme.”
Bırakın, İnsanlar Sadece Hasta Olabilsin
Bırakın da insanlar sadece hasta olabilsin. Shakespeare olmalarına, yaşadıkları acının destanını yazmalarına ya da bir laboratuvar faresi gibi her tedavinin peşinden koşmalarına gerek yok.
Bazen en iyi tedavi yöntemi ne zencefildir ne de o pembe kutulu ilaçtır. Bazen tek şifa; sıcak bir çorba, sessiz bir oda ve sadece “Geçmiş olsun, bir şeye ihtiyacın var mı?” diyebilen, rolünü iyi bilen dostlardır.
Ben, histamin intoleransı olan biri olarak, kendi adıma bir beslenme uzmanı titizliğinde meyve ve sebzeleri ince eleyip sık dokuyorum. Yaptığım araştırmalarda ancak “Şu doktor şöyle demişti.” ya da “Şu kitapta böyle yazıyordu.” diyebiliyorum.
Oysa bazıları her şeyi biliyor.
Kişisel Deneyimler Başkalarına Dayatılmamalı
Tecrübe paylaşımını çok severim; ancak kişisel deneyimlerin başkalarına dayatılması hadsizce bir davranıştır.
Üstelik bu durum yalnızca sağlıkla sınırlı değil. Avukata avukatlık, gazeteciye gazetecilik, oyuncuya oyunculuk öğretiliyor. Hasta olana hasta olmayı, yazara yazı yazmayı öğretenler de nedense hiçbir zaman eksik olmuyor.
Her meslekten insan, farkında olarak ya da olmayarak, en kesin hükümlerle ve büyük bir özgüvenle konuşuyor.
Bir doktorun teşhis sürecine, bir mimarın projesine veya bir gazetecinin haberine bu kadar rahat müdahale edemezken hastanın yaşadığı en mahrem sancıya, yazarın kâğıda döktüğü en içten cümleye herkesin söyleyecek bir sözü oluyor.
Herkes Neden Her Konuda Uzman Kesiliyor?
Peki, bu durum nereden kaynaklanıyor?
Bence bunun nedeni, bilgiyi değil cahil cesaretini konuşturmaktır. İnsanın en büyük hadsizliği, uzmanı olmadığı bir alanda en yüksek perdeden konuşabilmesidir.
Bir konuda ne kadar az şey bilirseniz o konuda ahkâm kesmek o kadar kolaylaşır. Derinlemesine bilgi sahibi olan insan ise öğrendikçe aslında ne kadar az bildiğini fark eder ve susmayı tercih eder.
Bu yüzden, herkesin her konuda uzman kesildiği ve her kişisel deneyimin başkalarına bir şablon gibi dayatıldığı bu çağda en büyük erdem belki de “Bilmiyorum.” diyebilmek ve “Bu senin alanın, sana güveniyorum.” sözünü söyleyebilmektir.
Gazeteci haberini yapsın, avukat davasını savunsun, hasta da sadece hasta olabilsin.
Çünkü bazen bir insana yapabileceğiniz en büyük iyilik, onun hayatına müdahale etmemek; yalnızca yanında durmaktır.
