Yeryüzünün en büyük çözülmemiş gizemleri arasında gösterilen, üzerine belgeseller çekilen ve komplo teorilerine malzeme olan küresel “Uğultu” fenomeni, nihayet bilimsel bir açıklamaya kavuştu. Dünyanın farklı kıtalarındaki insanların sıklıkla bildirdiği, ancak çevrelerindeki kimsenin duyamadığı bu derinden gelen kalıcı arka plan sesinin sırrı, kulak ve sinirbilim uzmanlarının yürüttüğü hassas çalışmalarla aydınlatıldı. Elde edilen klinik veriler, bu gizemli gürültünün dünya dışı veya endüstriyel bir kirlilik olmadığını, insan anatomisinin henüz tam çözülemeyen bir oyunundan kaynaklandığını gösteriyor.
1970’LERDE BRİSTOL’DE BAŞLAYAN KÜRESEL KABUS
Kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu fenomen, ilk olarak 1970’li yıllarda İngiltere’nin Bristol kentinde toplu şikayetlerle görünür hale geldi. Kent sakinleri, kulaklarında sürekli olarak 50 Hertz frekansında, derinden gelen mekanik bir motor gürlemesi veya uğultu hissettiklerini beyan etti. Takip eden yıllarda benzer kitlesel raporlar Avustralya, Yeni Zelanda ve Kuzey Amerika genelinden de yükselmeye başladı.
Kişinin bulunduğu konuma göre değişkenlik gösteren ses; geceleri sessiz bir odada dayanılmaz boyutlara ulaşırken, sabah hareket halindeki bir trende tamamen kaybolabiliyordu. Jeofizikçiler ve çevre mühendisleri onlarca yıl boyunca ses dalgalarının kaynağını dış dünyada, fabrikalarda veya askeri radarlarda aradı. Ancak düşük frekanslı seslerin yeryüzündeki merkez üssünü saptamak lojistik olarak imkansız bir hal alınca, tıp dünyası rotayı dış dünyadan insanın kendi biyolojisine çevirdi.

“SÜPER İŞİTME” TEORİSİ LABORATUVARDA ÇÖKTÜ
Alman Vertigo ve Denge Bozuklukları Merkezi (DSGZ) bünyesinde görev yapan işitme bilimci Bonifaz Baumann ve ekibi, sosyal medya üzerinden bu sesi duyduğunu iddia eden 29 gönüllüyü laboratuvar ortamında inceleme altına aldı. Uzmanlar, ilk olarak popüler olan iki büyük teoriyi test etti: Sesi duyan kişilerin düşük frekanslara karşı “aşırı hassas süper kulaklara” sahip olduğu iddiası ve iç kulaktaki kohlea (salyangoz) tüylerinin ürettiği doğal otoakustik emisyon sesleri.
Yapılan standart alt frekans işitme testlerinde, iki istisna dışında katılımcıların tamamının normal ve ortalama bir işitme eşiğine sahip olduğu görüldü. Kulak kanalına indirilen hassas mikrofonlarla yapılan ölçümlerde de iç kulak tüylerinin olağan dışı bir ses salgısı üretmediği tescillendi. Nörobilimci Markus Drexl, “Elde ettiğimiz klinik sonuçlar, bu insanların düşük frekanslı sesleri başkalarından daha iyi duyduğu yönündeki yaygın hipotezi tamamen çürütüyor” değerlendirmesinde bulundu.
ÇÖZÜM DÜŞÜK FREKANSLI ‘TİNNİTUS’ HASTALIĞI OLABİLİR
Dış dünyada ve kulak yapısında somut bir ses dalgası bulamayan bilim insanları, ibreyi nörolojik bir rahatsızlık olan tinnitusa (kulak çınlaması) çevirdi. Toplumda genellikle yüksek perdeli bir ıslık veya çınlama sesi olarak bilinen tinnitusun, nadir durumlarda çok alt frekanslarda derinden gelen bir motor uğultusu şeklinde de tezahür edebileceği saptandı.
Saygın bilim dergisi PLOS One bünyesinde yayımlanan araştırmanın sonuçlarına göre, küresel uğultu şikayetlerinin çok büyük bir kısmı, aslında kulak sisteminin iç işleyişinden ve beynin işitme yollarındaki sinirsel algı yanılmalarından kaynaklanan düşük frekanslı bir tinnitus vakası. Bilim insanları, bu keşfin sesin hayali olduğu anlamına gelmediğini, tinnitusun nörolojik olarak tamamen gerçek ve tescilli bir hastalık olduğunu vurguluyor. Uğultunun bir iç kulak hastalığı olarak kabul görmesi, yıllardır çaresizce dış dünyada kaynak arayan binlerce mağdur için doğru rehabilitasyon ve tıp destekli başa çıkma stratejilerinin önünü açacak en kritik viraj olarak nitelendiriliyor.

