Tenisin zarif ve güçlü maestrosu Roger Federer, 27-29 Ağustos 2026 tarihleri arasında, Newport, Rhode Island’da düzenlenecek törenle resmen International Tennis Hall of Fame (Uluslararası Tenis Şöhretler Salonu) üyesi olacak.

• Satış Rekoru: Roger’ın popülaritesi hala zirvede! 11 Şubat’ta satışa çıkan 4.500 biletin (tören alanı ve dev ekranlı izleme partisi dahil) hemen tükendiğine dair haberler var! Tenis severler bu ana tanıklık etmek için adeta bir yarışa girdi.
• Kortlara Zarif Dönüş: Federer sadece plaket almayacak; 28 Ağustos Cuma günü düzenlenecek olan “Celebrity Pro Classic” gösteri maçında, o çok sevdiği çim kortlarda raketini tekrar konuşturacak. Onu o meşhur tek el backhand’iyle, yeşil zeminde tekrar izlemek, hepimiz için nostaljik bir şölen olacak.
• Yeni Bir Dönem: Newport Casino, bu tarihi an için 3 milyon dolarlık bir yenilemeden geçti. Federer’e bu yolculukta ünlü yayıncı Mary Carillo da eşlik edecek.
Tenis dünyası yıllardır, milyonların ekran başında gördüğü gerçeğin, “insan gözü yanılabilir” diyerek ıskalanmasına tanıklık etti. Özellikle o kötü şöhretli çift sekme (double bounce) vakaları, sporun dürüstlük geleneğini sarsan utanç anlarına dönüşmüştü.
2024 Cincinnati Açık’ta Jack Draper ve Felix Auger-Aliassime arasındaki o vahim maç puanını hatırlayalım! Draper’ın, topu kendi sahasına çarptırıp karşıya geçirdiği o kadar barizdi ki, Felix kuleye yalvarırken, ekran başındakiler ve tribünde, oturdukları noktadan canlı şahitlik yapanlar, spor adına dehşete düştü.
İşte o gece, tenisin büyük sesi Novak Djokovic daha fazla dayanamayıp sosyal medyadan adeta gürlemişti:
“21. yüzyılda, teknolojik olarak bu kadar ileri bir çağda yaşıyorken bu yaşananlar tam bir saçmalık (nonsense). Ekran başındaki herkes her şeyi görüyor ama sahadaki oyuncular karanlıkta bırakılıyor. Bu utanç verici durumun bir daha yaşanmamasını sağlayın!”
Novak’ın bu isyanı meyvesini verdi ve 2025’ten itibaren tüm “Masters 1000” turnuvalarında zorunlu hale gelen Video Review (VR) sistemi, Doha’da, Maria Sakkari ve Iga Swiatek maçında, kritik bir rol oynadı.
Iga’nın çift seken topu kule hakemi tarafından atlandığında, Sakkari’nin kararlı itirazı ve hakemin önüne gelen o tablet, adaleti milimetrik olarak sağladı. Maçın kaderini tek başına değiştirmemiş olsa da, o puanın dürüstçe ait olduğu yere verilmesi, Sakkari’nin 2021’den beri süren Iga şanssızlığını kırmasındaki zihinsel direnci ateşledi! Darısı diğer turnuvaların başına!!!
Avustralya Açık’ta yarı finalde Jannik Sinner’i geçip finalde Carlos Alcaraz’ı 7/5 biten dördüncü setle terlettiği o epik mücadelenin ardından, Novak Djokovic için 2026 sezonu tam bir “stratejik dinlenme” evresine girdi. 38 yaşındaki efsane, 24 Grand Slam’lik kariyerinin bu aşamasında vücudunu dinlemenin, onu zorlamaktan çok daha büyük zaferler getireceğini biliyor.
Doha’dan “aşırı yorgunluk” gerekçesiyle çekilen Novak, tüm enerjisini Mart ayındaki Sunshine Double (Indian Wells ve Miami) serisine kilitledi. 4 Mart’ta başlayacak olan Indian Wells öncesinde vücudunu ve zihnini tamamen sıfırlayan Sırp yıldız, tenisin bu prestijli bahar dönemine en taze haliyle girmeyi planlıyor.
Novak Djokovic artık her hafta değil, sadece “tarihin yazıldığı” haftalarda korta çıkıyor. Doha’daki bu sessizlik, aslında Sunshine Double ve ardından gelecek toprak kort sezonu öncesindeki o meşhur fırtına öncesi sessizliği işaret ediyor.
2015 yılında Rotterdam’da şampiyonluk kupasını kaldıran ve o ikonik tek el backhand’iyle tenis tarihine damga vuran Stan Wawrinka, profesyonel kariyerinin bu son sezonunda Rotterdam’a çok özel bir veda gerçekleştirdi. Turnuvanın ikinci turunda, 1 numaralı seri başı Alex de Minaur karşısında elinden gelen tüm direnci sahaya yansıtan 40 yaşındaki efsane, iki sette mağlup olmaktan kurtulamasa da, sahadaki varlığıyla bir kez daha her puanın hakkını verdi.
Maçın hemen ardından Rotterdam turnuva yönetimi tarafından düzenlenen tören ise spor dünyasında nadir görülen bir vefa örneğiydi. 2026 sonunda raketini asmaya hazırlanan Wawrinka, yaptığı duygu dolu konuşmada Rotterdam’ın kariyerindeki özel yerine vurgu yaparken, tribünleri dolduran binlerce tenis sever onu ayakta alkışladı. Stan, 11 yıl önce şampiyon olarak ayrıldığı bu korta, bu kez tenise kattığı tüm o değerlerin haklı gururu ve sarsılmaz bir saygıyla elveda dedi.
Milli Takımımız, 6-7 Şubat 2026 tarihlerinde Slovenya’nın Velenje kentinde sergilediği kararlı duruşla Dünya Grubu 1 Play-Off serisini 3-1 kazanarak önemli bir başarıya imza attı. Kaptan Erhan Oral yönetimindeki; Mert Alkaya, Yankı Erel, Ergi Kırkın, Kerem Yılmaz ve henüz 16 yaşındaki Kaan Işık Koşaner’den oluşan bu gençleşmiş kadro, Ay-yıldızlı bayrağımızı dünya devlerinin arasına taşıdı. Bu yeni jenerasyonun bir sonraki durağı ise Londra’daki kura ile resmileşti: Arjantin.
Dünya Grubu 1’deki yeni rakibimiz Arjantin, sadece güçlü bir takım değil; 2016 yılında bu kupayı müzesine götürmüş gerçek bir tenis ekolü. Juan Martín del Potro’nun parmağı kırık olmasına rağmen sergilediği o unutulmaz geri dönüşlerle hafızalara kazınan bu şampiyon ekip, bugün de kadrosunda Sebastian Baez ve Francisco Cerundolo gibi toprak kort uzmanlarını barındırıyor. Kendi evlerinde ve ateşli seyircisi önünde adeta bir “duvar” olan Arjantin karşısında vereceğimiz bu mücadele, genç kadromuz için tenisin en zorlu coğrafyasında gerçek bir rüştünü ispat sınavı olacak.
Eğer Arjantin’in o meşhur deplasman baskısını kırıp bu dev engeli aşmayı başarırsak, 2027 yılının Şubat ayında yapılacak olan “Qualifiers” (Final Elemeleri) aşamasına yükselme hakkı kazanacağız. Burası, dünyanın en iyi 16 takımı arasına girmek ve asıl finallere gitmek için geçmemiz gereken son büyük baraj olacak.
Şubat 2027’deki o son eleme maçını da kazandığımız takdirde, Kasım 2027’de İtalya’da düzenlenecek olan dev Davis Cup Finalleri’nde (Final 8) yer alarak tenisin “Dünya Kupası” sahnesinde bayrağımızı dalgalandıracağız.
Arjantin etabını geçemez isek; 2027 yılında yolumuza yeniden Dünya Grubu 1 Play-Off aşamasından devam edeceğiz. Bu durumda, bulunduğumuz seviyeyi korumak için tıpkı Slovenya maçında olduğu gibi yeniden bir baraj mücadelesi bizi bekliyor olacak.
12 Şubat Perşembe günü, kadınlar tenisinin en üst ligi olan WTA’in resmi YouTube kanalında yayınlanan ve sosyal mecralarında da referans verilen bir video düştü önümüze: “A Day in the Life with Zeynep Sonmez | WTA Vlogs | Mubadala Abu Dhabi Open 2026” (Zeynep Sönmez ile Bir Gün | WTA Vlogları | Mubadala Abu Dabi Açık 2026). Başlıkta ise izleyiciye o manidar soru soruluyordu: “Zeynep bu vlogları çekmeye devam etsin mi?” Bu videoyu hem YouTube’daki uzun versiyonuyla hem de altındaki o dikkat çekici yabancı yorumlarla birlikte satır satır izledim.
Bir yazar olarak cevabım net: Kesinlikle evet! devam etsin. Bu bir trend haline geldi; WTA, özellikle genç nesil taraftar kitlelerini sosyal medyada aktif tutmak için oyuncuların bir antrenman gününü, turdaki dostluklarını en samimi dille anlatan bu tarz içerikleri bir strateji olarak kullanıyor. Zeynep de kesinlikle bu küresel gelişimin gerisinde kalmamalı.
Bu vlogun çekildiği tarihle yayınlandığı tarih arasında geçen o “kritik zaman” ve bu süreçte alınan sportif sonuçlar, zihnimde büyük bir çelişki yaratıyor. Görüntüler o ilk günün neşesini taşırken, gerçek hayatın kronometresi bambaşka bir hızla aktı. Zeynep, biri 500, diğeri 1000 puanlık olan iki dev turnuvaya davetiye (WC) alarak katıldı ve ne yazık ki her iki turnuvanın da ilk turunda elendi. Mağlubiyetlerin ötesinde; servisine tutunma sancıları ve sezonun gidişatıyla ilgili teknik şüpheler kortun ortasında öylece dururken, ekranlara bu “neşeli” görüntülerin düşmesi; sporcunun saha içindeki gerçekliğiyle saha dışındaki imajı arasında tehlikeli bir vizyon boşluğu yaratıyor. Alınan sonuçların ağırlığı, o videodaki hafifliği maalesef ezip geçiyor.
Vlog dilindeki samimiyet vurgusu kitleleri çekebilir, oyuncunun popülaritesine hizmet edebilir; fakat konu her zaman korttaki o ciddi duruştur. Zeynep özelinde, servis oyunlarındaki aksaklıklar ve önümüzdeki kritik turnuva seçimleri gibi çok ciddi “mesleki” seçenekler masadayken, bu tarz bir zamanlama ile gündeme gelmesini, profesyonelliğin o sarsılmaz ağırlığı adına yadırgadım.
Şimdiden çok güzel bir hafta sonu dilekleriyle.
