Son haftalarda Orta Doğu’da art arda gelen siyasi açıklamalar, diplomatik tepkiler ve sahadaki yeni adımlar, bölgenin yeniden sertleşen bir güvenlik atmosferine girdiğini gösteriyor. İran lideri Ali Hamaney’in yaptığı bölgesel savaş uyarıları ile İsrail’in, Batı Şeria’daki idari ve siyasi yetkilerini genişletmeye dönük hamleleri aynı jeopolitik zeminde buluşuyor. Arap ve İslam dünyasından yükselen tepkiler ise bu gelişmelerin sadece yerel bir kriz olmadığını, daha geniş bir bölgesel gerilim hattına dönüştüğünü ortaya koyuyor.
İran’ın İç Birlik Çağrısı ve Bölgesel Savaş Uyarısı
Hamaney’in son konuşmalarında dikkat çeken en önemli unsur, dış tehdidi vurgularken eş zamanlı olarak iç birliğe yapılan güçlü çağrılar oldu. İran yönetimi, uzun süredir bölgesel çatışmaların genişleyebileceği ihtimaline işaret ediyor. Ancak bu kez kullanılan dil daha temkinli bir savunma refleksini yansıtıyor. İran ekonomisinin yaptırımlar altında zorlanması, içeride yaşanan toplumsal gerilimler ve bölgedeki askeri baskı algısı, Tahran’ın söylemini sertleştirirken aynı zamanda iç konsolidasyon ihtiyacını da öne çıkarıyor.
Bu söylemin sadece ideolojik bir mobilizasyon aracı olduğu düşünülmemeli. İran yönetimi açısından bölgesel savaş ihtimali, İsrail ile yaşanan gerilimlerin yanı sıra ABD’nin askeri varlığı, Körfez’deki güvenlik dengesi ve vekil aktörler üzerinden yürüyen rekabetle doğrudan ilişkili. Hamaney’in konuşması, bu geniş güvenlik çerçevesinin iç kamuoyuna aktarılmış bir versiyonu olarak okunabilir.
Batı Şeria’daki Yeni Adımlar ve İsrail’in Stratejik Hesapları
Aynı dönemde İsrail’in Batı Şeria’da idari yetkileri genişletme yönünde attığı adımlar, uluslararası ve bölgesel alanda ciddi eleştirilere yol açtı. Bu adımlar, bazı Arap devletleri tarafından fiili egemenlik genişletme girişimi olarak değerlendiriliyor. Batı Şeria’daki değişimlerin sadece yerel bir idari düzenleme olmadığı açık. Bu adımlar, Filistin meselesinin geleceğini doğrudan etkileyen yapısal bir dönüşüm anlamına geliyor. Özellikle yerleşim politikalarının kurumsal çerçeveye oturtulması, iki devletli çözüm tartışmalarını daha da karmaşık hale getiriyor. İsrail iç siyasetinde yükselen güvenlikçi söylem ve koalisyon dengeleri de bu adımların arkasındaki itici güçlerden biri olarak görülüyor.
Arap Dünyasının Tepkisi ve Bölgesel Diplomasinin Sınırları
Arap ve İslam ülkelerinden gelen açıklamalar, İsrail’in Batı Şeria politikasına karşı ortak bir diplomatik dil oluşturma çabasını yansıtıyor. Ancak bu tepkilerin pratik sonuç üretme kapasitesi sınırlı kalıyor. Son yıllarda bazı Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşme süreçlerine girmesi, ortak tepkinin etkisini azaltan bir faktör olarak öne çıkıyor.
Buna rağmen Batı Şeria meselesi, Arap kamuoyunda hâlâ güçlü bir sembolik ve siyasi anlam taşıyor. Devletler, diplomatik düzeyde temkinli hareket etse bile toplumsal tepkiler hükümetlerin manevra alanını daraltabiliyor. Bu nedenle yapılan açıklamalar sadece dış politika mesajı değil, aynı zamanda iç kamuoyuna yönelik bir denge arayışı niteliği taşıyor.
Aynı Krizin Farklı Yüzleri
İran’ın savaş uyarıları ile Batı Şeria’daki gelişmeler ilk bakışta farklı konular gibi görünebilir. Oysa her ikisi de Orta Doğu’daki güvenlik mimarisinin kırılganlığını gösteriyor. İsrail’in sahadaki hamleleri, bölgesel aktörlerin tehdit algısını artırıyor. İran’ın sertleşen söylemi ise bu tehdit algısının siyasi bir karşılığı olarak ortaya çıkıyor. Arap dünyasının tepkisi de bu iki dinamik arasında sıkışmış bir diplomasi üretme çabası olarak okunabilir.
Bölgedeki devletler artık sadece askeri güçle değil, kamuoyu baskısı, ekonomik kırılganlıklar ve küresel güç dengeleriyle de hesap yapmak zorunda. Bu nedenle ortaya çıkan kriz, klasik bir devletler arası çatışmadan çok daha karmaşık bir yapı sergiliyor.
Sonuç Yerine
Orta Doğu’da yaşanan son gelişmeler, bölgesel gerilimlerin birbirinden bağımsız olmadığını bir kez daha gösterdi. İran’ın güvenlik söylemi, İsrail’in Batı Şeria’daki adımları ve Arap dünyasının diplomatik tepkileri aynı stratejik resmin parçaları. Bölge yeni bir büyük savaşa doğru ilerliyor demek için erken olabilir. Ancak güvenlik dilinin sertleştiği, diplomatik alanın daraldığı ve karşılıklı güvensizliğin derinleştiği bir döneme girildiği açık. Bu tablo, Orta Doğu siyasetinin önümüzdeki dönemde daha kırılgan ve daha öngörülemez bir çizgide ilerleyeceğine işaret ediyor.
Kaynakça
[1] “Hamaney bölgesel bir savaş uyarısında bulundu ve iç birliğe çağrı yaptı.” Asharq Al-Awsat Türkçe, 9 Şubat 2026, Hamaney bölgesel bir savaş uyarısında bulundu ve iç birliğe çağrı yaptı. Erişim: 9 Şubat 2026.
[2] “Arab states criticise Israel as it expands powers in occupied West Bank.” Reuters, 9 Feb. 2026, https://www.reuters.com/world/middle-east/arab-states-criticise-israel-it-expands-powers-occupied-west-bank-2026-02-09. Erişim: 9 Şubat 2026.
[3]“Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor.” Asharq Al-Awsat Türkçe, 9 Şubat 2026, Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor. Erişim: 9 Şubat 2026.

