WhatsApp, Instagram DM, SMS ve diğer özel mesajlaşma kanallarındaki yazışmaların ekran görüntüsünü karşı tarafın izni olmadan paylaşmak cezai sorumluluk doğurabiliyor.
Türk Ceza Kanunu, bir kişinin tarafı olmadığı haberleşmeleri ele geçirmesi ile kendi yaptığı yazışmaları sosyal medyada yayımlamasını farklı hükümler altında değerlendiriyor. Paylaşımın kim tarafından, hangi ortamda, ne amaçla ve kaç kişiyle yapıldığı uygulanacak hükmü doğrudan değiştiriyor.
Gündelik hayatta özel mesajların ekran görüntüsünü almak ve üçüncü kişilerle paylaşmak oldukça yaygın. Ancak bir mesajın kişiye gönderilmiş olması, mesajı alan tarafa içeriği sınırsız şekilde yayımlama hakkı vermiyor.

WhatsApp konuşmaları, Instagram üzerinden gönderilen özel mesajlar, e-postalar, SMS’ler ve telefon görüşmeleri kişiler arasındaki haberleşme kapsamında korunuyor.
Türk Ceza Kanunu’nun 132. maddesi, haberleşmenin gizliliğini ihlal eden farklı eylemleri ayrı ayrı düzenliyor. Başkaları arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. İhlal sırasında haberleşme içeriği kaydedilirse verilecek ceza bir kat artırılıyor.
İki kişi arasındaki mesajları taraflardan biri olmamasına rağmen ele geçiren, ekran görüntüsünü alan veya yazışmaları başka bir ortama aktaran kişi, haberleşmenin gizliliğini ihlal suçuyla karşılaşabiliyor.
Telefonun izinsiz incelenmesi, başka bir kişinin mesajlaşma hesabına girilmesi veya ekrandaki konuşmaların fotoğrafının çekilmesi de olayın şartlarına bağlı olarak bu kapsamda değerlendiriliyor.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı biçimde ifşa eden kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası uygulanabiliyor. Bu hüküm özellikle failin, tarafı olmadığı iki kişi arasındaki mesajları veya görüşmeleri öğrenerek başka kişilere aktardığı olayları kapsıyor. İçeriğin hukuka uygun şekilde öğrenilmiş olması da paylaşımı kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmiyor.
Kişinin doğrudan tarafı olduğu bir yazışmayı paylaşması ise Türk Ceza Kanunu’nun 132. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenleniyor. Kendisiyle yapılan haberleşmenin içeriğini karşı tarafın rızası olmadan hukuka aykırı biçimde alenen paylaşan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabiliyor. İçeriğin basın, yayın veya sosyal medya üzerinden yayımlanması hâlinde de aynı ceza uygulanıyor.
Buradaki temel ayrımlardan birini alenen paylaşma şartı oluşturuyor. Bir WhatsApp konuşmasının X, Instagram, TikTok veya herkese açık başka bir platformda yayımlanması aleni ifşa kapsamında değerlendirilebiliyor.
Kapalı bir mesaj grubuna gönderilmesi veya tek bir kişiye gösterilmesi ise olayın özelliklerine, paylaşan kişinin konuşmanın tarafı olup olmamasına ve yazışmanın özel hayatla ilgili bilgiler içerip içermemesine göre farklı suç hükümlerini gündeme getirebiliyor.
Paylaşım sırasında isimlerin veya profil fotoğraflarının kapatılması da tek başına cezai sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. Yazışmanın içeriği, kullanılan ifadeler, olayın tarafları veya diğer ayrıntılar üzerinden kişinin kimliğinin belirlenebilmesi halinde gizlilik ihlali iddiası devam edebiliyor.
İsimleri tamamen kaldırılmış, kişilerin belirlenemediği ve özel hayatla ilgili bilgi içermeyen örneklerin hukuki durumu ise somut olay üzerinden inceleniyor.
Yeni sonuçlanan bir örnekte; Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2020/1668 esas ve 2022/883 karar numaralı dosyasına yer veriliyor. Ancak 9 Şubat 2022 tarihli karar, her WhatsApp veya DM ekran görüntüsü paylaşımının doğrudan suç oluşturduğuna hükmeden genel bir karar değil. Dosyada bir çocuğun annesiyle yaptığı telefon görüşmesinin kaydedilmesi ve kaydın mahkemeye delil olarak sunulması incelendi.
Dosyadaki sanık, o dönemde evinde kalan şikâyetçinin altı yaşındaki kızıyla annesi arasında yapılan telefon görüşmesini tarafların rızası olmadan kaydetti. İki dakika 28 saniyelik sesli ve görüntülü kayıt bir CD’ye aktarıldı ve sanığın yargılandığı başka bir ceza davasının 15 Ekim 2010 tarihli duruşmasında delil olarak mahkemeye sunuldu.
İlk derece mahkemesi sanık hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 132/2. maddesi kapsamında 10 ay hapis cezası verdi. Hükmün açıklanması geri bırakıldı ve sanık beş yıllık denetim süresine alındı.
Sanığın denetim süresi içinde 14 Ekim 2015 tarihinde kasten yaralama suçunu işlemesi ve bu hükmün 17 Mart 2016 tarihinde kesinleşmesi üzerine önceki hüküm yeniden ele alınarak açıklandı.
Yargıtay incelemesinde 29 Aralık 2010 tarihli bilirkişi raporu dikkate alındı. Raporda çocuğun sabit telefon üzerinden annesiyle ağlayarak konuştuğu, ancak annenin çocuğa söylediği sözlerin kayıtta bulunmadığı belirtildi. Kayıtta yalnızca çocuğun Anne bana yalan söyleme, Seni çok seviyorum, Gittiğin yerden geri gel ve Söz vermiştin gibi ifadeleri yer aldı.
Yargıtay, CD’de şikayetçinin söylediği herhangi bir sözün kaydedilmediğini, şikayetçinin özel yaşam alanına giren bir konunun konuşulmadığını ve özel hayatının gizliliğini ihlal eden bir içerik bulunmadığını belirledi.
Haberleşme içeriklerini ifşa etme suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına karar veren daire, sanık hakkında beraat hükmü kurulması gerekirken verilen mahkumiyet kararını oy birliğiyle bozdu.
Karar, bir haberleşme kaydının paylaşılmasında yalnızca kaydın varlığına bakılmadığını gösteriyor. Kaydın hangi kişiye ait sözleri içerdiği, haberleşme içeriğinin gerçekten açığa çıkarılıp çıkarılmadığı, konuşulan konunun özel yaşam alanına girip girmediği ve suçun kanundaki bütün unsurlarının oluşup oluşmadığı ayrı ayrı inceleniyor.
Bu nedenle söz konusu Yargıtay kararı, “Karşı tarafın rızası olmadan alınan her ekran görüntüsü otomatik olarak hapis cezası doğurur” şeklinde yorumlanamıyor.
Bununla birlikte Türk Ceza Kanunu’nun 132. maddesi, özel yazışmaların hukuka aykırı şekilde ele geçirilmesini ve yayımlanmasını açık biçimde cezalandırıyor.
Tehdit, şantaj, taciz, hakaret veya başka bir suçun ispatlanması için mesajların saklanması da sosyal medyada herkese açık biçimde paylaşılmasıyla aynı şekilde değerlendirilmiyor.
Başka türlü delil elde etme olanağının bulunmadığı, olayın ani geliştiği, delilin kaybolma ihtimalinin olduğu ve kayıtların yalnızca savcılık, polis veya mahkeme gibi yetkili makamlara sunulduğu istisnai durumlarda hukuka uygunluk değerlendirmesi yapılabiliyor. Ancak ekran görüntüsünün delil amacıyla alınması, içeriğin sosyal medyada yayımlanmasını kendiliğinden hukuka uygun hale getirmiyor.

