Dünya, iklim krizinin yıkıcı etkilerini artık sadece teorik bir tartışma olarak değil, bizzat gündelik hayatın içinde hissediyor. 2026 yılının ilk verileri, geride bıraktığımız 2025 yılının kayıt tutulmaya başlandığından bu yana en sıcak üç yıldan biri olduğunu tescilledi.
Dünya Meteoroloji Örgütü’nün paylaştığı kapsamlı veri setlerine göre 2023, 2024 ve 2025 yılları insanlık tarihinin en sıcak üç yılı olarak kayıtlara geçti. Bu üç yılın ortalamasına bakıldığında, sanayi öncesi döneme kıyasla 1,48 derecelik bir artış yaşandığı görülüyor. Bu tablo, küresel ısınmanın tahmin edilenden çok daha hızlı bir ivme kazandığını ve mevcut iklim modellerinin bu hızı öngörmekte zorlandığını ortaya koyuyor.
Uzmanlar, gezegenin ısınma eğiliminin yakın zamanda duracağına dair pek bir işaret de görmüyor. Sera gazı birikimi nedeniyle okyanuslar ısınmaya devam ederken, doğal iklim olayları da bu süreci tetikliyor. Örneğin 2025 yılında etkili olan La Niña koşullarının tropikal bölgelerde bir miktar serinleme yaratması bekleniyordu; ancak bu etki, genel ısı artışını dengelemek için maalesef yeterli olmadı. Isının bu denli yüksek ve kalıcı olması sadece yaşam kalitesini düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda hava olaylarını öngörülemez hale getirerek doğal afetleri tetikliyor. Geçtiğimiz yıl Avrupa genelinde gözlemlenen ve hem yerleşim yerlerini hem de ormanları yok eden devasa yangınlar, bu durumun en somut ve üzücü örneği.
Küresel ısınmanın perde arkasındaki karmaşık nedenler
Küresel ısınma denince akla gelen ilk faktör insan faaliyetleri olsa da, 2025’teki rekor sıcaklıkların arkasında birbiriyle bağlantılı pek çok neden var. Temel sorun, enerji, ulaşım ve sanayi için fosil yakıtların yakılmasıyla atmosfere salınan sera gazları. Bu gazlar, gezegenin etrafında kalın bir battaniye oluşturarak ısının uzaya kaçmasını engelliyor.

Ancak tek sorumlu fosil yakıtlar değil: 2025 yılında Güneş’in de en aktif dönemine (Güneş maksimumu) ulaşması, atmosfere daha fazla radyasyon ve enerji salınmasına neden oldu. Bu durum iklimi doğrudan değiştirmese de, uydu kesintilerine ve enerji şebekesi arızalarına yol açarak dolaylı yoldan fosil yakıt kullanımını ve bakım maliyetlerini artırıyor.
Bir diğer ilginç nokta ise 2022 yılında patlayan Hunga Tonga-Hunga Ha’apai su altı yanardağının etkileri oldu. Patlamanın üzerinden yıllar geçmesine rağmen, stratosfere yayılan devasa miktardaki su buharı hala orada duruyor ve sera etkisini artırmaya devam ediyor. Bilim insanları, bu buharın birkaç yıl daha kimyasal ve dinamik bir etki yaratacağını tahmin ediyor.
Geldiğimiz noktada 2025 yılı, değişimin artık bir seçenek değil zorunluluk olduğunu hatırlatan sert bir uyarı niteliğinde diyebiliriz. Mercan resiflerinin beyazlamasından deniz buzullarının erimesine kadar doğadaki pek çok denge bozuluyor. Karamsar tabloya rağmen, temiz enerji yatırımlarında Çin gibi ülkelerin başı çektiği yeni atılımlar bir umut ışığı sunuyor. Yenilenebilir enerjiye geçiş, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmak için en doğru adımlardan biri.




