Kitlesel ya da bireysel; ihtiyari ya da zorunlu göç, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Tarih, sosyoloji, antropoloji, ekonomi, kamu maliyesi, hukuk, uluslararası ilişkiler ve şehir planlaması gibi pek çok disiplinin ortak çalışma alanında yer alan göç, toplumların demografik yapısını, ekonomik ilişkilerini ve kültürel dokusunu derinden etkileyen çok boyutlu bir süreçtir. Savaşlar, salgın hastalıklar ve siyasi krizler gibi olağanüstü durumlar, göçü zorunlu hale getirerek bireylerin ve toplulukların yaşamlarında kalıcı izler bırakmaktadır.
Göç her yönüyle yıkıcıdır, zordur ve sadece kendine benzer. Acı, hüzün ve umut bir arada yaşanır. Göçün yaşandığı yerde sosyal uyum problemleri de yaşanmaktadır. Peki, göç edenler yanlarında ne götürüyorlar? Heybelerindeki, gittikleri yerde rağbet mi görüyor; dışlanmalarına mı sebep oluyor? “Sosyal Uyum” nasıl ve ne zaman sağlanıyor? “Sosyal Uyum” un gerçekleşmesi için kültürlerinden vazgeçmeleri mi gerekiyor?
Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Batı Anadolu
Anadolu coğrafyası, tarih boyunca göç alan, göç veren ve göç güzergâhı üzerinde bulunan bir bölge olmuştur. Orta Asya’dan başlayan Türk göçleri, Osmanlı’nın Rumeli’ye yerleşme politikaları, Balkanlar, Kafkaslar ve Kırım’dan Anadolu’ya yönelen muhacir hareketleri bu sürekliliğin en belirgin örnekleridir. Bu tarihsel arka plan, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde yaşanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi’nin de tesadüfi değil, uzun soluklu bir göç tarihinin devamı olduğunu göstermektedir.
Yüz üç yıl önce, Lozan Barış Görüşmeleri devam ederken 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi, yaklaşık 1 milyon 200 bin Rum Ortodoks’un Türkiye’den Yunanistan’a, 400–500 bin Müslüman Türk’ün Yunanistan’dan Anadolu’ya zorunlu olarak göç ettirilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu mübadele, yalnızca iki devlet arasında imzalanmış bir diplomatik metin değil; aynı zamanda bireylerin doğdukları topraklardan koparıldığı, kolektif hafızada derin travmalar yaratan tarihsel bir kırılmadır.
Batı Anadolu, sahip olduğu liman kentleri, tarımsal üretim alanları ve görece gelişmiş ekonomik yapısı nedeniyle mübadele sürecinde merkezi bir rol üstlenmiştir. İzmir, Bursa, Balıkesir, Manisa, Aydın, Samsun ve çevresindeki şehirler hem Rum nüfusun yoğunluğu hem de gelen mübadillerin iskân edilebileceği aynı zamanda mübadillerin göçürüldükleri bölgelerdeki iştigal kollarını sürdürmeleri için iklim ve bitki örtüsünün benzerlik gösterdiği alanlar olarak öne çıktı. Ancak savaş ve işgal yıllarında Batı Anadolu köylerinin yaklaşık yüzde yetmişinin yakılıp yıkılmış olması, konut ve altyapı sorunlarını ağırlaştırmış; mübadillerin iskân sürecini son derece güç hale getirmiştir.
Bu koşullar altında kurulan Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti, sınırlı kaynaklara rağmen kısa sürede geniş çaplı bir imar faaliyeti yürütmüştür. Yeni köylerin kurulması, mevcut konutların onarılması, tarıma elverişli arazilerin dağıtılması ve iaşe yardımlarıyla mübadillerin temel ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.
Ekonomik Hayata Katılım ve Toplumsal Uyum
Göçmenler, geldikleri topraklarda yalnızca mekânsal bir değişim yaşamadılar. Aynı zamanda ekonomik varlıklarını ve sosyal statülerini de geldikleri ülkede bıraktılar. Buna rağmen Batı Anadolu şehirlerinde tarım, zanaat ve sanayi alanlarında önemli katkılar sunmuşlardır. Zeytin ve zeytinyağı üretimi, üzüm ve incir tarımı, tahıl üretimi, ipekböcekçiliği, tütün ve balıkçılık gibi alanlarda mübadillerin bilgi ve deneyimleri bölgesel ekonomiyi canlandırmıştır.
İlk yıllarda yerli halk ile mübadiller arasında dil farklılığı, kültürel alışkanlıklar ve önyargılar nedeniyle çeşitli gerilimler yaşanmıştır. Mübadillerin bir kısmının Türkçe bilmemesi, “yarım Türk” ya da “yabancı” olarak algılanmalarına yol açmıştır. Onların ifadesiyle: komşularına Türk ve Müslüman olduklarını kanıtlamaya çalışmışlardır. Ancak zaman içerisinde ortak üretim süreçleri, komşuluk ilişkileri ve gündelik hayatın paylaşılan pratikleri bu gerilimleri azaltmış; karşılıklı etkileşim yoluyla sosyal uyum büyük ölçüde sağlanmıştır.
Bu süreç, tek yönlü bir asimilasyondan ziyade karşılıklı bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Mübadiller kültürel kimliklerini korurken, yerel kültürle bütünleşmiş; Batı Anadolu şehirlerinde yeni ve ortak bir toplumsal yapı oluşmuştur.
Toplumsal Hafıza ve Cumhuriyet’in İnşası
Mübadele, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet inşa sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır. Osmanlı döneminde ayrıcalıklara sahip azınlık yapısının sona ermesiyle, eşit haklara dayalı yurttaşlık anlayışı güçlenmiştir. Göçmenlerin değişime açık yapıları, Cumhuriyet inkılaplarının benimsenmesinde etkili olmuş; eğitim, üretim ve kamusal hayatta aktif roller üstlenmişlerdir.
Göç deneyimi, mübadillerin kolektif hafızasında acı, kayıp ve özlemle birlikte güçlü bir aidiyet duygusu da yaratmıştır. Bu hafıza, kuşaklar boyunca aktarılmış; Batı Anadolu’nun toplumsal kimliğinin şekillenmesinde önemli bir unsur haline gelmiştir.
Savaş, kıyım, göç gibi acı tecrübeler yaşayan göçmenler hafızalarında birkaç kuşak sonrasını bile etkileyecek anılar barındırırlar. Bu acı tecrübeler vatan-millet sevgisi, vatan savunması şeklinde tezahür eder. Hem acı tecrübeleri hem de yeni geldikleri topluluğa kendilerini kanıtlama ve toplumda yer edinebilme amacıyla genellikle vatana bağlılık, milliyetçilik, vatan sevgisi gibi erdemler gelişir. 2.Meşrutiyetin ilanında etkili olan aydınların birçoğu Kafkas kökenli kimseler olması, Millî Mücadelenin kahramanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün Selanikli olmasının yanında, İttihat Terakki üyelerinin de büyük kısmı Balkan göçmeni olması bu durumun en temel göstergesidir.
Yüzyıl sonra bugün üçüncü kuşak mübadiller, Batı Anadolu’da pek çok şehirde var olan Mübadele dernekleri ile gerçekleştirdikleri panel, konferans, denize karanfil bırakma, tiyatro, konser gibi etkinliklerle; tarihimizin acı olaylarından biri olan mübadeleyi, aile hikayelerini ve kültürlerini günümüze aktarıyorlar.
KAYNAKÇA
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi
TBMM Zabıt Cerideleri
Akşam, Cumhuriyet, İkdam, Tanin, Vakit, Vatan, Felah, Hüdavendigar
Arı, Kemal. Büyük Mübadele, Türkiye’ye Zorunlu Göç 1923-1925, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2000.
Atatürk, Mustafa Kemal. Söylev ve Demeçler, I-III, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2006.
Baran, Tülay Alim. Mustafa Necati’nin Söyledikleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2008.
Cenub-ı Marmara Havzası Bursa Vilayeti Coğrafyası, (Yazarı bilinmiyor), İstanbul 1927.
Erdal, İbrahim. Mübadele Uluslaşma Sürecinde Türkiye ve Yunanistan, İdeal Kültür Yayıncılık, İstanbul 2018.
Eren, Ahmet Cevat. Türkiye’de Göç ve Göçmen Meseleleri, Nurgök Matbaası, İstanbul 1966.
Geray, Cevat. Türkiye’den ve Türkiye’ye Göçler ve Göçmenlerin İskânı, Kalan Yayınları, Ankara 2019.
İskân Tarihçesi. Hamit Matbaası, (Yazarı bilinmiyor), İstanbul 1932.

