Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde gençlerle ilgili benzer değerlendirmeler yapılıyor:
“Gençlik yozlaşıyor.”
Saygının azaldığı, şiddetin sıradanlaştığı, kolay para kazanma isteğinin arttığı ve sosyal medya görünürlüğünün gerçek hayattaki başarının önüne geçtiği söyleniyor.
Bu değerlendirmelerin bazılarında doğruluk payı bulunabilir. Ancak bütün sorumluluğu gençlerin omuzlarına yüklemek, meselenin toplumsal, kültürel, ekonomik ve teknolojik boyutlarını gözden kaçırmak anlamına gelir.
Çünkü gençlik, içinde yetiştiği dünyadan bağımsız değildir.
Gençlerin davranışları; aileden, eğitim sisteminden, medyadan, ekonomik koşullardan, siyasetin dilinden, sosyal çevreden ve karşılarında gördükleri yetişkinlerden etkilenir.
Ülkelerin kültürel yapıları, ekonomik imkânları ve eğitim sistemleri birbirinden farklı olabilir. Buna rağmen gençlerin gelecek kaygısı, dijital dünyanın baskısı, toplumsal kutuplaşma ve fırsat eşitsizliği gibi sorunlar birçok toplumda ortak biçimde tartışılıyor.
Bu nedenle bir kuşağı değerlendirirken yalnızca sonuçlara değil, o sonuçların ortaya çıktığı şartlara da bakmak gerekir.
Gençler Söyleneni Değil, Yapılanı Görüyor
Bir çocuğa dürüst olması gerektiğini söyleyebilirsiniz. Ancak dürüst davranmanın her zaman karşılık bulmadığı izlenimine kapılıyorsa, verilen nasihat etkisini kaybedebilir.
Gençlere çalışmanın ve üretmenin öneminden söz edebilirsiniz. Fakat emeklerinin karşılığını alamayacaklarını, bilgi ve yeteneklerinin yeterince dikkate alınmayacağını düşünüyorlarsa çalışma kültürüne duydukları güven zayıflayabilir.
Bu durum yalnızca belirli bir ülkeye özgü değildir.
Dünyanın farklı bölgelerinde gençler; işsizlik, gelir eşitsizliği, eğitim maliyetleri, barınma sorunları ve gelecek belirsizliğiyle karşı karşıya kalabiliyor.
Bazı ülkelerde fırsatlara ulaşmak daha kolayken bazı ülkelerde gençler, sosyal ve ekonomik engeller nedeniyle kendilerini daha sınırlı hissedebiliyor.
Saygılı olmaları istenen gençler, televizyonda, sosyal medyada, siyasette ve günlük hayatta hakaretin, öfkenin ve kaba davranışların daha fazla ilgi gördüğünü fark ettiklerinde farklı davranış modelleri geliştirebilirler.
Bu nedenle gençlerde görülen değer kaybını yalnızca kişisel tercihlere bağlamak doğru değildir.
Gençler çoğu zaman yetişkinlerin şekillendirdiği dünya içinde kendilerine bir yol bulmaya çalışmaktadır.
Onlara ne söylediğimiz kadar, davranışlarımızla nasıl bir örnek sunduğumuz da önemlidir.
Sosyal Medya Küresel Bir Başarı Algısı Oluşturuyor
Sosyal medya, gençlerin dünyayı algılama biçimini büyük ölçüde değiştirdi.
Artık bir ülkede üretilen içerik, birkaç dakika içinde dünyanın diğer ucundaki gençlere ulaşabiliyor.
Başarı yalnızca eğitim, bilgi, üretim veya mesleki gelişimle ölçülmüyor. Takipçi sayısı, görüntülenme, beğeni ve görünürlük de başarı göstergeleri arasında sunuluyor.
Kısa sürede tanınan, gösterişli bir hayat sergileyen veya tartışmalı davranışlarla gündeme gelen kişilerin sürekli öne çıkarılması, farklı ülkelerde yaşayan gençlerde benzer bir başarı algısı oluşturabiliyor.
Gençler, yıllarca eğitim almakla birkaç dakikalık bir video sayesinde tanınmak arasında karşılaştırma yapabiliyor.
Sabır isteyen bir meslek edinmek yerine daha kısa sürede sonuç vereceğini düşündükleri yollara yönelebiliyorlar.
Buradaki temel mesele sosyal medyanın varlığı değildir.
Asıl tartışılması gereken, dijital platformlarda hangi davranışların daha fazla görünürlük kazandığı ve hangi içeriklerin sürekli ödüllendirildiğidir.
İlgi görmek için daha sert konuşmak, daha fazla özel hayat paylaşmak, tehlikeli davranışları denemek veya sürekli sınırları zorlamak olağan hâle geldikçe kişisel değerler de görünürlük uğruna aşınabilir.
Sosyal medya gençlere yalnızca içerik sunmuyor.
Aynı zamanda neyin değerli, neyin başarılı, neyin güzel ve neyin dikkate alınmaya layık olduğu konusunda da küresel mesajlar veriyor.
Küreselleşme Gençleri Birbirine Yaklaştırırken Baskıyı da Artırıyor
Bugünün gençleri yalnızca kendi çevrelerindeki insanlarla değil, dünyanın dört bir yanındaki yaşıtlarıyla da kendilerini karşılaştırıyor.
Bir genç, başka bir ülkede yaşayan yaşıtının eğitim imkânlarını, gelir seviyesini, seyahatlerini veya yaşam tarzını her gün görebiliyor.
Bu durum dünyayı tanımak açısından önemli bir fırsat sunarken, aynı zamanda yetersizlik ve geri kalmışlık duygusunu da artırabiliyor.
Sosyal medyada paylaşılan hayatların büyük bölümü seçilmiş, düzenlenmiş ve gerçeğin yalnızca bir kısmını gösteren görüntülerden oluşuyor.
Ancak gençler bu görüntüleri gerçek hayatın tamamı gibi algıladıklarında kendi hayatlarından memnuniyetsizlik duyabiliyorlar.
Daha fazla tüketmek, daha fazla görünmek ve sürekli daha başarılı olmak zorundaymış gibi hissedebiliyorlar.
Bu baskı yalnızca gençleri değil, yetişkinleri de etkiliyor.
Ancak kimliklerini ve hayata bakışlarını henüz oluşturmakta olan gençler, bu karşılaştırma kültüründen daha güçlü biçimde etkilenebiliyor.
Aile İçi İletişim Her Toplumda Önemli
Aileler dünyanın birçok ülkesinde gençlerin telefon kullanımından şikâyet ediyor.
Ancak aynı evde yaşayan insanların birbirleriyle ne kadar konuştuğunun da sorgulanması gerekiyor.
Çocukların yalnızca maddi ihtiyaçlarını karşılamak yeterli değildir.
Dinlenmediğini, fikirlerinin önemsenmediğini ve sürekli eleştirildiğini düşünen gençler, kendilerini ifade edebilecekleri başka alanlara yönelebilir.
Bu alan bazen sosyal medya, bazen olumsuz etkiler oluşturabilecek arkadaş çevreleri, bazen de yeterli denetimin bulunmadığı dijital platformlar olabilir.
Aile yapıları ve çocuk yetiştirme anlayışları ülkeden ülkeye değişebilir.
Ancak gençlerin dinlenmeye, anlaşılmaya ve güven duymaya duyduğu ihtiyaç evrenseldir.
Aile içinde güçlü bir iletişim kurulmadığında gençler doğruyu ve yanlışı güvendikleri yetişkinlerden değil, karşılarına çıkan içeriklerden öğrenmeye başlayabilir.
Bu nedenle gençlerle ilgili sorunların çözümü yalnızca yasak koymak, telefonu ellerinden almak veya sürekli denetim uygulamak değildir.
Asıl ihtiyaç; gençlerle konuşmak, onları dinlemek, düşüncelerini küçümsememek ve güvene dayalı bir ilişki kurmaktır.
Gençlerin her düşüncesine katılmak gerekmez.
Ancak kendilerini rahatça ifade edebilecekleri bir aile ortamına ihtiyaçları vardır.
Eğitim Yalnızca Sınava ve Mesleğe Hazırlamamalı
Dünyanın farklı ülkelerinde eğitim sistemleri farklı sorunlarla karşı karşıyadır.
Bazı ülkelerde öğrenciler yoğun sınav baskısı yaşarken bazı ülkelerde eğitim maliyetleri, okul eşitsizlikleri veya nitelikli eğitime erişim sorunları öne çıkmaktadır.
Ancak eğitim sistemlerinin ortak bir sorumluluğu da bulunmakta:
Gençleri yalnızca sınavlara ve mesleklere değil, hayata da hazırlamak.
Bir öğrenci matematik, tarih veya fizik öğrenirken aynı zamanda eleştirel düşünmeyi, dijital ortamda karşılaştığı bilgileri sorgulamayı, farklı görüşlere saygı göstermeyi ve toplumsal sorumluluk taşımayı da öğrenmelidir.
Değerler eğitimi yalnızca belirli günlerde yapılan konuşmalardan ibaret kalmamalıdır.
Adalet, dürüstlük, emek, saygı ve sorumluluk gibi kavramlar okulun günlük işleyişinde de karşılık bulmalıdır.
Çünkü kendisine adil davranılmadığını düşünen bir öğrenciye adaletin önemini anlatmak kolay değildir.
Söylenenlerle uygulananlar arasında belirgin bir fark olduğu düşüncesi oluştuğunda gençlerin yalnızca okullara değil, toplumdaki kurumlara duyduğu güven de zayıflayabilir.
Eğitim, gençlere yalnızca doğru cevabı bulmayı değil; doğru soruyu sormayı, bilgiyle iddiayı birbirinden ayırmayı ve karşılaştıkları içerikleri sorgulamayı da öğretmelidir.
Ekonomik Kaygılar Küresel Bir Gençlik Sorununa Dönüşüyor
Gençlerin davranışlarını değerlendirirken ekonomik koşulları göz ardı etmemek gerekir.
Geleceğini kurmakta zorlanacağını düşünen, iş bulma konusunda kaygı yaşayan ve uzun yıllar çalışsa bile temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekebileceğinden endişe eden gençlerde umutsuzluk gelişebilir.
Bu sorun ülkeden ülkeye farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır.
Bazı ülkelerde gençler işsizlikle mücadele ederken bazı ülkelerde barınma maliyetleri, eğitim borçları, düşük ücretler veya güvencesiz çalışma koşulları öne çıkmaktadır.
Bu umutsuzluk zamanla eğitime, uzun vadeli hedeflere ve toplumsal hayata karşı ilgisizliğe dönüşebilir.
Kolay para kazanma vaatleri, yanıltıcı yatırım yöntemleri, hukuka aykırı kazanç yolları ve gerçeği yansıtmayan sosyal medya başarı hikâyeleri, özellikle geleceğe duyduğu güven zayıflayan gençler üzerinde daha etkili olabilir.
Ancak ekonomik ve toplumsal koşulları dikkate almak, gençlerin kişisel sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmez.
Her insan kendi davranışlarından ve tercihlerinden sorumludur.
Bununla birlikte her genç aynı ailevi, sosyal ve ekonomik şartlara sahip değildir.
Bu nedenle gençlerin tercihlerini değerlendirirken içinde bulundukları koşulları da hesaba katmak gerekir.
Ne bütün sorumluluğu gençlere yüklemek ne de gençlerin bütün davranışlarını çevresel şartlarla açıklamak doğru olur.
Sağlıklı değerlendirme, kişisel sorumluluk ile toplumsal koşulları birlikte ele almayı gerektirir.
Dünyanın Her Yerinde Aynı Gençlik Yok
Gençlerden söz ederken onları tek bir grup gibi değerlendirmek de yanıltıcıdır.
Dünyanın farklı ülkelerinde, şehirlerinde ve bölgelerinde yaşayan gençlerin imkânları, sorunları, kültürleri ve hayata bakışları birbirinden farklıdır.
Bazı gençler eğitim ve teknolojiye kolaylıkla ulaşabilirken bazıları savaş, göç, yoksulluk veya ayrımcılık gibi ağır koşullarla mücadele etmektedir.
Bazı toplumlarda gençler karar alma süreçlerine daha fazla katılırken bazı toplumlarda fikirlerinin yeterince dikkate alınmadığını düşünebilir.
Bu nedenle “bugünün gençliği” ifadesi, çok geniş ve birbirinden farklı milyonlarca insanı tek bir kalıba sokma riski taşır.
Gençlerin ortak bazı sorunları olabilir.
Ancak her gencin aynı davranışa, aynı düşünceye veya aynı hayat şartlarına sahip olduğunu varsaymak adil değildir.
Gençliği Suçlamak Çözüm Değildir
Bir kuşağı bütünüyle “yozlaşmış” ilan etmek hem haksız hem de çözüm üretmeyen bir yaklaşımdır.
Bugün dünyanın her yerinde eğitim alan, bilimsel çalışmalar yapan, sanatla ilgilenen, gönüllü faaliyetlere katılan, spor yapan, çalışan, üreten ve toplumsal sorunlara duyarlılık gösteren çok sayıda genç bulunmaktadır.
İklim değişikliğinden insan haklarına, teknolojiden sağlığa kadar birçok alanda gençler önemli çalışmalar yürütmektedir.
Ancak olumsuz davranışlar daha fazla dikkat çektiği için bütün bir kuşak hakkında eksik veya yanlış bir izlenim oluşabilmektedir.
Gençleri küçümsemek, sürekli eleştirmek veya geçmiş kuşaklarla karşılaştırmak onları topluma yaklaştırmaz.
Tam tersine yetişkinlerle gençler arasındaki mesafeyi büyütebilir.
Eleştiri elbette gereklidir.
Gençlerin de yanlış tercihleri, sorumsuz davranışları ve eleştirilmesi gereken tutumları olabilir.
Ancak eleştiri, bütün bir kuşağı hedef almak yerine belirli davranışlar ve bu davranışların nedenleri üzerinden yapılmalıdır.
Gençleri her konuda haklı, yetişkinleri ise her konuda suçlu ilan etmek de doğru değildir.
Sorunun çözümü taraflardan birini tamamen aklamakta veya suçlamakta değil, ortak sorumluluğu kabul etmekte aranmalıdır.
Önce Yetişkinler de Aynaya Bakmalı
Gençlerin değerlerini korumak için yalnızca onların değişmesini bekleyemeyiz.
Ailelerin, eğitimcilerin, medya kuruluşlarının, dijital platformların, siyasetçilerin, yöneticilerin ve toplumda görünür konumda bulunan herkesin sorumluluğu vardır.
Çocuklara dürüstlüğü anlatan yetişkinlerin dürüst davranması, emeği övenlerin emeğe saygı göstermesi ve saygı bekleyenlerin farklı görüşlere karşı aynı saygıyı göstermesi gerekir.
Çünkü gençler, nasihatlerden önce örnekleri izler.
Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın bir genç, çevresindeki yetişkinlerin davranışlarıyla söyledikleri arasındaki farkı görebilir.
Toplumlar gençlere iyi örnekler sunamazsa onların yanlış tercihlerinden şikâyet ederken kendi sorumluluklarını da görmezden gelmiş olur.
Bu yaklaşım gençlerin her davranışını haklı çıkarmaz.
Ancak onların nasıl bir dünyada büyüdüğünü anlamadan yapılan eleştiriler eksik kalır.
Sonuç olarak mesele yalnızca “yozlaşan gençlik” değildir.
Asıl tartışılması gereken; gençleri hangi değerlerle, hangi örneklerle, hangi fırsatlarla ve nasıl bir gelecek umuduyla yetiştirdiğimizdir.
Gençlik bir toplumun aynasıdır.
Dünyanın farklı ülkelerinde aynadaki görüntü değişebilir. Ancak aynayı suçlamadan önce, ona yansıyan hayatı da gözden geçirmek gerekir.
