Gezegenimizde kaç farklı canlı türünün yaşadığını belirlemek, biyoloji dünyasının yüzyıllardır cevap aradığı ancak halen tam olarak çözemediği bir bulmaca. Carl Linnaeus, 18. yüzyılda sadece 4 bin 200 hayvanı sınıflandırarak modern taksonominin temelini attı. Bugün bilim literatüründe 1,5 milyon civarında tür kayıtlı olsa da, uzmanlar bu rakamın devasa bir buzdağının sadece görünen ucu olduğu görüşünde birleşiyor.
Özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika dışındaki coğrafyalarda, keşfedilmemiş milyonlarca canlı türü bilimsel kayıtlara girmeyi bekliyor. Cornell Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren entomolog Laura Melissa Guzman, varlığından habersiz olduğumuz canlıları korumanın imkansız olduğuna dikkat çekerek, biyoçeşitlilik envanterinin acilen güncellenmesi gerektiğini vurguladı.
Geleneksel kabullere göre, Dünya üzerindeki toplam böcek türü sayısının en fazla 6 milyon olduğu düşünülüyordu. PNAS dergisinde yayımlanan güncel çalışma ise bu verilerin gerçeği yansıtmadığını, potansiyel sayının çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Yapılan hesaplamalar, dünyada 14 ila 20 milyon arasında böcek türü bulunduğuna ve bunların 18 milyonunun henüz bilimsel literatürde karşılığının olmadığına işaret ediyor. Araştırmacılar, bu bilinmeyen dünyayı haritalamak için karmaşık matematiksel modellerden ve devasa veri setlerinden destek almaya başladı.
Kosta Rika ormanlarından gelen veriler
Tahminlerin temelinde Kosta Rika’daki Guanacaste Koruma Alanı’nda kurulan 15 farklı böcek tuzağı var. Dört yılı aşkın süre boyunca süren bu gözlemlerde, yağmur ormanlarından kuru ormanlara kadar farklı habitatlardan 1,6 milyon örnek toplandı. Ancak tek başına tuzak verileri, ağaç tepelerinde veya farklı mikro habitatlarda yaşayan türleri yakalamakta yetersiz kalıyor. Bu boşluğu doldurmak için ekip, parazit yaban arıları üzerinde yoğunlaştı. Toplanan 1,6 milyonluk koleksiyondaki tür oranları, özel matematiksel yöntemlerle küresel ölçeğe uyarlandı.
Sonuçlar, yalnızca sınırlı bir bölgede bile tahmin edilenden çok daha fazla çeşitlilik olduğunu gösteriyor. Türlerin keşfi ve isimlendirilmesi, müze kayıtlarıyla karşılaştırma gerektiren oldukça yavaş bir süreç. Bu noktada DNA barkodlama teknolojisi, bilim dünyası için bir hızlandırıcı görevi görüyor. Örneklerden alınan küçük DNA dizilimlerini veri tabanlarıyla kıyaslayan bu sistem, potansiyel yeni türlerin çok daha hızlı tespit edilmesini sağlıyor. Böcek popülasyonlarının küresel çapta gerilediği bu dönemde, teknolojinin sağladığı bu hız, henüz tanıyamadığımız canlıları yok olmadan önce belgeleyebilmek adına tek umut kapısı olabilir.

