Bir çivi, bir hayat, bir tarih
İnsan doğası gereği olayları çoğu zaman ölçülerine göre değerlendirmeye eğilimlidir. Büyük olanı önemli, küçük olanı ise önemsiz sayar. Bu eğilim, gündelik hayatta karar vermemizi kolaylaştırsa da, çoğu zaman bizi ciddi yanılgılara sürükler. Çünkü hayat, bizim sandığımız gibi ölçüler üzerinden işlemez. Hayat için “küçük” ya da “büyük” yoktur; yalnızca nedenler ve sonuçlar vardır. Ve bu neden-sonuç zincirinin herhangi bir halkası koptuğunda, bütün sistem değişir.
İşte bu yüzden bazen “önemsiz” görülen bir ayrıntı, tarihin yönünü belirleyebilir. Bazen sessizce yerinde duran bir unsur, devasa bir yapının taşıyıcı kolonu olur. Bir çivi gibi. Bir nal gibi. Bir söz gibi. İngiliz edebiyatında sıkça alıntılanan ve Samuel Marshak’a atfedilen meşhur örnekte denildiği gibi:
“Bir çivi yoktu, nal düştü;
Nal düştü, at aksadı;
At aksadı, komutan öldü;
Komutan öldü, ordu yenildi;
Ordu yenildi, şehir düştü.”
Bu basit görünen zincir, aslında tarihin nasıl işlediğini çarpıcı bir açıklıkla ortaya koyar. Tarih çoğu zaman büyük nutuklarla, kalabalık ordularla, meşhur isimlerle anlatılır. Oysa kimi zaman tarihin kaderini belirleyen şey, kimsenin fark etmediği bir çividir.
Küçük kararların uzun gölgesi
Bu ilke yalnızca savaşlara ya da tarih kitaplarına özgü değildir. Hayatın her alanında aynı mekanizma işler. İnsan ilişkilerinde, eğitimde, sanatta, bilimde, devlet yönetiminde ve kişisel gelişimde…
İnsan hayatı boyunca verdiği kararların çoğunu “önemsiz” kategorisine koyar. Hangi kitabı okuyacağı, hangi öğretmeni seçeceği, kiminle dost olacağı, bir cümleyi söyleyip söylememesi… Bunların hepsi anlık, geçici ve rastlantısal gibi görünür. Ancak yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında insan şunu fark eder: Bugünkü kimliğini oluşturan şeyler, tam da o “küçük” kararların toplamıdır.
Bir öğretmenin bir öğrenciye söylediği tek bir cümle, bazen bir ömrün yönünü değiştirebilir. Bir ebeveynin düşünmeden sarf ettiği bir söz, çocuğun özgüveninde onarılması zor bir gedik açabilir. Bir arkadaşın zamanında verdiği küçük bir destek, bir insanı uçurumun kenarından geri çekebilir. Bunların hiçbiri ilk bakışta “büyük olay” gibi görünmez. Ama etkileri büyüktür.
Psikoloji literatüründe bu tür etkiler “mikrotravma” ya da “mikromotivasyon” kavramlarıyla açıklanır. Yani insanı asıl biçimlendiren şey, büyük kırılmalar değil; tekrar eden küçük etkiler, küçük ihlaller ya da küçük desteklerdir. Damlanın taşı delmesi gibi.
Kelebek etkisi: bilimden hayata
“Kelebek etkisi” kavramı ilk kez meteorolojide ortaya atılmıştır. Bu teoriye göre, dünyanın bir köşesinde bir kelebeğin kanat çırpması, başka bir köşede fırtınaya yol açabilir. Elbette bu birebir fiziksel bir iddia değil, güçlü bir metafordur. Ancak o kadar etkilidir ki, yalnızca bilimsel değil, felsefi ve toplumsal düşüncede de kendine sağlam bir yer edinmiştir.
Bu etki bize şunu söyler: Karmaşık sistemlerde başlangıç koşullarındaki çok küçük bir değişiklik bile, sonucu tamamen farklı bir noktaya taşıyabilir. İnsan hayatı da karmaşık bir sistemdir. Küçük bir detay değiştiğinde, bütün senaryo değişir.
Bir ülkenin tarihinde de durum farklı değildir. Zamanında alınmayan bir karar, görmezden gelinen bir sorun, değeri bilinmeyen bir insan… Bunların her biri yıllar sonra büyük krizlerin temelini oluşturabilir. Bu nedenle “küçük mesele” ifadesi, sanıldığından çok daha tehlikelidir. Çünkü ihmal, çoğu zaman felaketin ilk adımıdır.
Görünmeyen insanlar, sessiz kahramanlar
Toplumlar genellikle kahramanlarını gürültü içinde yaratır. Büyük isimler, yüksek sesli anlatılar, görkemli sahneler… Oysa bir toplumun gerçek dayanakları çoğu zaman görünmeyen insanlardır. İşini sessizce ve vicdanla yapan öğretmenler, doktorlar, mühendisler, askerler, işçiler, memurlar…
Onların her biri sistemin bir çivisidir. Birini çekip aldığınızda, mekanizma aksar.
Bazen bir insanın varlığını “küçük” görenler, aslında kendi ayaklarının altındaki zemini zayıflattıklarını fark etmezler. Çünkü insanın değeri, sosyal statüsünden değil; yerine getirdiği işlevden gelir. Tarih boyunca büyük dönüşümlerin arkasında çoğu zaman adı bilinmeyen insanlar vardır.
Bu noktada insanın kendine bakışı da değişmelidir. “Ben kimim ki?” sorusu yerine, “Ben neyi değiştirebilirim?” sorusu sorulmalıdır. Çünkü bazen değişim için büyük güçlere değil, doğru zamanda atılmış küçük bir adıma ihtiyaç vardır.
Sorumluluğun en küçük hali
En tehlikeli sorumsuzluk biçimi, “Bu benim işim değil” düşüncesidir. Çünkü bu düşünce, küçük ihmalleri doğurur. Oysa herkes kendi alanında bir çividir. Yerinde sağlam durmazsa, nal düşer.
İnsan bir cümle kurarken, bir kararı erteleyip ertelerken, bir işi yarım bırakırken bunun zincirleme sonuçlarını çoğu zaman hesaba katmaz. Ama hayat bu sonuçları mutlaka hesaplar. Bazen hemen, bazen yıllar sonra.
Bu nedenle sorumluluk yalnızca büyük makam sahiplerine ait bir kavram değildir. Sorumluluk, gündelik davranışlarda, ilişkilerde, iş ahlakında ve yurttaşlık bilincinde kendini gösterir. Küçük sorumluluklar birikerek büyük bir istikrar oluşturur.
Bir çivinin değeri
Bazen bir çivi, bir ordudan daha güçlü olabilir.
Bazen bir söz, bir silahtan daha etkilidir.
Bazen bir karar, bir ömürden daha ağır sonuçlar doğurur.
Hayat bunu defalarca kanıtlamıştır.
Bu yüzden insan ne kendini ne de başkasını küçümsemelidir. Çünkü hiç kimse yalnızca “küçük” değildir. Herkes bir zincirin vazgeçilmez halkasıdır. Görünen ve görünmeyen tüm emeğin, tüm varoluşun bir anlamı vardır.
Hayat bir mekanizmadır. Ve bu mekanizmanın işlemesi için her çivinin yerinde olması gerekir.
Ve bazen, gerçekten de, her şey bir çiviyle başlar.

