Dünyanın ilk sismografı kabul edilen bu düzenek, binlerce kilometre ötede meydana gelen sarsıntıları bile büyük bir hassasiyetle tespit edebiliyordu. Dev bir bronz vazoyu andıran yapının dış yüzeyinde, aşağı doğru bakan sekiz adet ejderha figürü ve onların hemen altında ağzı açık bekleyen sekiz kurbağa heykeli yer alıyordu.
DEPREM ANINDA HAREKETE GEÇİYOR
Sarsıntı anında ejderhalardan birinin ağzındaki bronz top, alttaki kurbağanın ağzına düşerek yüksek bir ses çıkarıyor ve depremin yönünü işaret ediyordu. Bu sistem, hiçbir elektronik aksam bulunmadan sadece mekanik bir dengeyle çalışıyordu.
MODERN BİLİMİ ŞAŞIRTAN HASSASİYET
Modern araştırmacılar, bu antik cihazın sarsıntıları nasıl bu kadar doğru bildiğini çözmek için uzun süre çalışmalar yürüttü. Düzeneğin iç kısmında, sarsıntının yönüne göre salınım yapan ve bir tetikleme mekanizmasını harekete geçiren hassas bir sarkaç sisteminin bulunduğu anlaşıldı.

Cihazın en dikkat çekici özelliği, yerel titreşimleri eleyip sadece gerçek sismik dalgalara tepki vermesiydi. Yapılan testlerde, antik dedektörün bugün kullanılan modern cihazlarla şaşırtıcı bir benzerlikte sonuçlar verdiği ve depremin merkez üssünü doğru tahmin ettiği kanıtlandı.
SARAYDA ŞÜPHEYLE KARŞILANMIŞTI
Zhang Heng bu icadını ilk sunduğunda, cihazın sessiz bir günde aniden topu düşürmesi sarayda alay konusu olmuştu. Çünkü o an başkentte hiçbir sarsıntı hissedilmemişti. Ancak birkaç gün sonra gelen ulaklar, cihazın işaret ettiği yöndeki uzak bir eyalette büyük bir deprem yaşandığını bildirdi.
Bu olaydan sonra imparatorluk nezdinde büyük itibar kazanan düzenek, Çin’de yüzyıllar boyunca afet yönetiminin bir parçası olarak kullanıldı. Orijinal örneği kaybolsa da tarihsel kayıtlardan yola çıkılarak yapılan replikalar, bugün hala bilim dünyası tarafından hayranlıkla inceleniyor.

