EUDR dönemiyle birlikte dünya ticaretinin kuralları değişiyor.
Artık yalnızca kaliteli ürün üretmek yeterli değil. Ürünün hangi hammaddeden üretildiği, hammaddenin nereden temin edildiği, üretimin yasal olup olmadığı ve bütün bu sürecin güvenilir bilgilerle ortaya konulup konulamadığı da uluslararası ticaretin belirleyici unsurları arasına giriyor.
Bu dönüşümün temelinde Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat stratejisi bulunuyor. Avrupa Birliği, 2030 yılına kadar net sera gazı emisyonlarını 1990 seviyesine kıyasla en az yüzde 55 azaltmayı, 2050 yılına kadar ise iklim nötr hâle gelmeyi hedefliyor. Bu hedefler doğrultusunda yalnızca üretim biçimleri değil, ticaretin kuralları da yeniden şekilleniyor.
Bu değişimin en önemli örneklerinden biri, Avrupa Birliği Ormansızlaşmanın Önlenmesi Tüzüğü, kısa adıyla EUDR.
EUDR neden Türkiye için önemli?
Türkiye açısından konu son derece önemli. Çünkü Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olmayı sürdürüyor.
Türkiye’nin 2025 yılı mal ihracatı 273,4 milyar dolara ulaştı. Haziran 2026’da AB-27 ülkelerine yapılan ihracat ise yaklaşık 10,7 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı ayda imalat sanayisinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,7 oldu.
Bu iki veri birbirinden farklı göstergeleri ölçse de birlikte değerlendirildiğinde açık bir gerçeği ortaya koyuyor: Avrupa Birliği pazarında yürürlüğe giren teknik ve çevresel düzenlemeler, Türkiye’nin üretim ve ihracat yapısı açısından yakından takip edilmesi gereken sonuçlar doğuruyor.
Türkiye, Gümrük Birliği ilişkisi kapsamında uzun yıllardır Avrupa Birliği’nin ürün güvenliği ve teknik mevzuatına uyum sağlıyor. Ancak EUDR, birçok geleneksel düzenlemeden farklı olarak yalnızca ürünün teknik özelliklerine değil; hammaddenin kaynağına, üretildiği araziye ve tedarik zincirinin izlenebilirliğine de odaklanıyor.
EUDR hangi ürünleri kapsıyor?
EUDR bütün ürünleri kapsamıyor. Düzenleme; sığır, kakao, kahve, palm yağı, kauçuk, soya ve odun ile bunlardan üretilen ve tüzüğün Ek I listesinde yer alan belirli ürünleri kapsıyor.
Bu ürünlerin AB pazarına sunulabilmesi veya AB’den ihraç edilebilmesi için temel olarak üç koşul aranıyor:
Ürünün ormansızlaşmaya yol açmamış olması,
Üretildiği ülkenin ilgili mevzuatına uygun şekilde üretilmesi,
Gerekli özen beyanıyla desteklenmesi.
Düzenleme kapsamında, ürünlerin 31 Aralık 2020 tarihinden sonra ormansızlaştırılmış veya belirli durumlarda orman bozulmasına uğramış arazilerden gelmemesi gerekiyor. Bunun ortaya konulabilmesi için üretim alanının coğrafi konumu dâhil olmak üzere tedarik zincirine ilişkin güvenilir ve doğrulanabilir bilgilere ihtiyaç duyuluyor.
Türk ihracatçıları nasıl etkileyecek?
EUDR’nin doğrudan hukuki yükümlülükleri, esas olarak ilgili ürünü Avrupa Birliği pazarına sunan veya AB’den ihraç eden işletmelere ait. Ancak bu durum Türkiye’deki üretici ve ihracatçıların düzenlemeden etkilenmeyeceği anlamına gelmiyor.
Avrupa’daki ithalatçılar ve ticari ortaklar, yükümlülüklerini yerine getirebilmek için Türkiye’deki tedarikçilerden ürünün kaynağına, üretim alanına ve yasal üretim sürecine ilişkin ayrıntılı bilgi ve belge talep edebilir.
Bu nedenle EUDR’yi yalnızca belirli ürün gruplarına getirilen yeni bir belge yükümlülüğü olarak değerlendirmek eksik kalacaktır. Düzenleme aynı zamanda uluslararası ticarette şeffaflık, izlenebilirlik ve doğrulanabilirlik kavramlarının giderek daha fazla önem kazandığını gösteriyor.
EUDR ne zaman uygulanacak?
Avrupa Birliği tarafından yapılan son düzenlemeye göre EUDR;
Büyük ve orta ölçekli işletmeler için 30 Aralık 2026’da,
Mikro ve küçük işletmelerin çoğu için 30 Haziran 2027’de uygulanmaya başlanacak.
Bununla birlikte, daha önce Avrupa Birliği Kereste Tüzüğü kapsamında bulunan bazı mikro ve küçük işletmeler için 30 Aralık 2026 tarihi geçerli olacak. Bu nedenle işletmelerin yalnızca ölçeklerini değil, ürünlerinin hangi düzenlemelerin kapsamında bulunduğunu da doğru şekilde değerlendirmesi gerekiyor.
Bu tarihler yalnızca yeni bir mevzuatın uygulanmaya başlanacağı günleri değil, ihracatta yeni bir anlayışın başlangıcını da simgeliyor.
Yeni nesil ihracatta rekabet artık yalnızca ürünün fiyatı ve kalitesi üzerinden yürümeyecek. Ürünün kaynağını, üretim sürecini ve tedarik zincirini güvenilir ve doğrulanabilir biçimde ortaya koyabilen işletmeler önemli bir rekabet avantajı elde edecek.
Kısacası EUDR döneminde artık yalnızca ürün değil, ürünün geçmişi de ihraç edilecek.

