Gaziantep’te yaşayanlar için menengiç kahvesi, yalnızca bir içecek değil; yüzyıllardır süregelen bir gelenek, aynı zamanda şifa kaynağı olarak görülen bir miras. Yabani fıstık ağaçlarından elde edilen bu kafeinsiz içecek, bölgenin kültürel kimliğinde önemli bir yer tutuyor.
Sonbaharın son günlerinde, Suriye sınırına yakın Güneydoğu Anadolu kenti Gaziantep’e ulaşırken sert bir soğuk dalgası şehri etkisi altına almıştı. Yakınlardaki Toros Dağları’nın zirveleri çoktan karla kaplanmıştı. Bu soğuktan kaçarken yolum, 1635 yılında kurulan ve dünyanın en eski kahvehaneleri arasında gösterilen Tahmis Kahvesi’ne düştü. İçeri adım atar atmaz, odanın ortasında yanan sobanın etrafında toplanmış müdavimlerin arasına karıştım.
Vitraylı pencerelerden süzülen ışık mekânı aydınlatırken, masalarda oturan müşteriler geometrik desenlerle süslü küçük fincanlardan içeceklerini yudumluyordu. Kimi, Türkiye’nin dört bir yanında sevilen köpüklü Türk kahvesini tercih ediyordu. Ancak buranın asıl alametifarikası, bölge dışına pek çıkmayan ve yeniden tatmak için binlerce kilometre yol kat ettiğim bir lezzetti: menengiç kahvesi.
Menengiç kahvesi, yabani fıstık olarak da bilinen terebinth ağacının kavrulup öğütülmüş meyvelerinden hazırlanıyor. Tadında belirgin bir fındıksı aroma ve hafif bir burukluk hissediliyor. Kafein içermemesi ve besin değeri yüksek olması, onu klasik kahveden ayıran en önemli özellikler arasında.
Bu içecek, Gaziantep mutfağının vazgeçilmez unsurlarından biri olarak kabul ediliyor. Öyle ki menengiç kahvesi, 2024 yılında Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescili alarak resmî olarak koruma altına alındı. Güneydoğu Anadolu’nun birçok noktasında tüketilen, Irak Kürdistanı’nda ise “qazwan” adıyla bilinen bu içecek, Gaziantepliler için yalnızca bir kahve alternatifi değil; nesiller boyunca aktarılan, geleneksel bir ev ilacı olarak da görülüyor.
Kaynak: BBC

