Soğuk rüzgâr bazen insanın yüzüne değil, doğrudan kalbine çarpar. Nereden estiği bilinmez ama bıraktığı his hemen tanınır: içe işleyen, insanı durup düşünmeye zorlayan bir his. Kar da öyledir. Sessizce iner, kimseye danışmaz, her şeyin üstünü örter ama hiçbir şeyi yok etmez. Sadece saklar. Aşk ise çoğu zaman tam bu iki hâlin arasında doğar; üşüten bir rüzgârla, susturan bir karın ortasında.
Bu bir masal. Ama uzak diyarların, sarayların, olağanüstü varlıkların masalı değil. Bu, bir kışın insan kalbinde nasıl yankı bulduğunu anlatan bir masal. Karın bir duyguya, rüzgârın bir hatıraya dönüştüğü; aşkın ise yüksek sesle değil, usulca konuştuğu bir anlatı.
Kış o yıl erken gelmişti. Takvimler hâlâ sonbaharı gösterirken, gökyüzü kararını vermişti. Şehir, henüz hazır olmadığı bir soğukla karşılaşmıştı. Sokaklar sessizleşmiş, adımlar yavaşlamıştı. İnsanlar paltolarına sarınmıştı ama kimse kalbini örtmeyi düşünmemişti. Çünkü insan, çoğu zaman en çok oradan üşür.
Kışın böyle bir huyu vardır. İnsanları kendine benzetir. Konuşkan olanı susturur, aceleci olanı durdurur. Her şeyi sadeleştirir. Fazlalıkları alır, geriye hisleri bırakır. Kar yağdığında kelimeler azalır, bakışlar derinleşir. İnsan, kendine daha yakın olur.
Rüzgâr sokaklarda dolaşırken bir şey anlatmak ister gibidir. Bazen eski bir hatırayı sürükler, bazen unutulmuş bir duyguyu kapı önlerine bırakır. İnsan yüzünü rüzgâra çevirdiğinde, kaçmak yerine durduğunda, içinden geçenleri daha net duyar. Çünkü bazı rüzgârlar insanı üşütmek için değil, uyandırmak için eser.
Kar akşamüstüne doğru başlar çoğu zaman. Önce çekingen, sonra kararlı. Gökyüzünden yavaşça inerken acele etmez. Çatılar, ağaçlar, yollar aynı beyazlıkta buluşur. Kar, şehri susturur. O sessizlikte insan kendi kalbinin sesini duyar. İçinde sakladığı sevgiyi, söyleyemediği cümleleri, yarım kalmış hisleri fark eder.
Aşk, kışta başka türlü yaşanır. Yaz gibi coşkulu değildir. Gösterişsizdir. Sessizdir. Ama derindir. Kar gibi… Dokunduğu her şeyi değiştirir ama bunu fark ettirmez. Aşk bazen bir bakış değildir, bir söz hiç değildir. Bazen sadece aynı sessizlikte üşümemektir.
Soğuk, sevgiyi azaltmaz. Tam tersine, onu sınar. İnsan soğukta neyi yanında taşıdığını, neyi geride bıraktığını daha iyi anlar. Kış, sahici olmayanı barındırmaz. Gerçek sevgi, karın altında bile yolunu bulur. İnce bir filiz gibi, sessiz ama inatçı.
Günler geçer. Kar yağar, erir, yeniden yağar. Rüzgâr bazen sertleşir, bazen diner. Ama kışın insana öğrettiği bir şey kalır: Sevmek, her zaman ısıtmaya yetmez; bazen üşümeyi birlikte kabullenmektir.
Kış bitmeye yaklaştığında şehir yavaş yavaş eski hâline döner. Kar çekilir, sokaklar kalabalıklaşır, sesler çoğalır. Ama kışın kalpte bıraktığı iz kolay silinmez. Çünkü bazı duygular mevsimle gelmez, mevsimle gitmez. Onlar, insanın içinde yer eder.
Bu masal mutlu mu biter, bilinmez. Belki de masalların mutlu bitmesi gerekmez. Bazen önemli olan, karın altında filizlenen sevgiyi fark etmektir. Soğuğun ortasında üşümemeyi öğrenmektir.
Ve insan anlar ki aşk, her zaman yaz gibi değildir. Bazen kıştır. Bazen kar. Bazen sert bir rüzgâr. Ama gerçek sevgi, insanı en soğuk günlerde bile hayatta tutabilendir.
Bu yüzden kar yağdığında korkma. Rüzgâr estiğinde kaçma. Belki de kalbini en çok ısıtacak duygu, tam o sessizliğin içinden doğuyordur.

